• Televizyon ve Rol Model Kalıplar

    koray demir

    Televizyon hiç şüphesiz modern çağın kitle iletişim araçları içinde en başarılı olanı...

  • Sosyal Medya ve Dijital Ayak İzimiz

    tolgahan osmanoğlu

    Sosyal medyanın hayatımıza bu denli girdiği günümüzde, gündelik hayatta attığımız her adımı paylaşma ihtiyacı duyar olduk...

  • Unutmak Mümkün Değildi Unutmamak İçin Yazdım

    bilge dilek yıldız

    Ben artık diye başlayan her cümle içinde değişimi barındırır...

  • Ölüm

    nasuh numan

    Her canlı ölümü tadacaktır.*Ankebut 57*

  • 05:50 Uykusuzlukla Hiçbir İlgisi Olmayan Kamu Spotu

    cansu şengün

    Kırılıp döküldüğün anlardaki maskeni yırtmamaya ne dersin?

  • Üç noktalar koymaz bana

    handan güler

    Yıllar rüzgâr gibi geçse de kalbime konukluğu geçmeyen dostlarımdandı.

fatma beyza baş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fatma beyza baş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sis



Bir, karanlıklar göstermez sana önünü,
Bir de deli beyazlar..
Kandırmak istersin kendini, bulutların üstündesin diye
Güneş'e yakın olduğunu sanıp ısıtmak istersin içini
Pırıltılarını beklerken ışıltılı gökyüzünün
Kaybolmuşluğunu hissedersin bulanıklığının
Ve soğukluğunu yalnızlığının
Arasa da gözlerin küçücük bir zerre ziyadan
Sahteliğin isleriyle ıslanmaya mahkumdur çoktan
Inandırmak yetmez, kendini pamuktan bulutlar olduğuna
Seni tutup saran puslu bir sistir göz açtırmayanından.
Artık yüzüne vurulmasını beklemektesindir yanılgının
Sessizce acının derinlerinde boğulmak için
Seversin çünkü kendinden beslemeyi, başkalarının mutluluklarını
Seversin çünkü verdikçe azalmayı
Seversin çoğalmamayı, yitip yokluğa yol almayı
Kayıpları seversin, kırıklıkları seversin.
Insanları, hayallerini karartsınlar diye alırsın hayatına.
Sen, kurban olmayı baştan seçmişsindir çünkü
Varsın onlar mutlu olsundur senin anlayışın
Ya sen, ya senin içindeki Tanrısal neşve?
O ne zaman 'hayat buldum ben!' Diyecek?
Ne zaman kendine 'kendin olma' hakkını vereceksin?
Ne zaman kendini başkalarından çok seveceksin ve 
Ne zaman o bulutlara yükseleceksin?

fatma beyza baş


Devamı

2012 kıyametim ve yeniden doğuş




O aralar ruhum ile beynim dargındı; ne yaptıysa da bir yol bulamadı dilim, kalbim ve aklım arasında... Bu sefer, o da her ikisine birden küstü. Sessizliğin çınıltıları öyle bir hal almıştı ki, artık ne duyguların ne de mantığın varlığı hissediliyordu.

 İşte o belirsizlik anlarından sonra, kaça bölündüğü sayılamayan "ben"ler türedi. Kendim ve yine "kendim"den müteşekkil bu gürültülü kalabalıktan boğulmuş, canlı, heyecanlı ve bir o kadar da zevkli "kendim"ile takılmaya başlamıştım. Böyle de ne iyi oluyordu. Ne bir şey düşünmek ne de bir şeyler söylemek vardı.. Sadece akışta kendimi kaybetmek, boşluk zannedilen bir gerçeklikte kendimi bulmak ve varlıkta dengeyi hissetmek.. "Kendi" ritmimi yakalamak.. Kafa ve kalpten geçmek, boyutlar arası derinliklerde yol almak.. Tüm yargı ve kabullerden kopup, gelene rıza göstermek.. İstememek, beklememek... Buydu mutluluk... Zaten bilinmiyor muydu isteyebileceklerim, sevebileceklerim, bekleyebileceklerim? Ne gerek vardı tasasına düşmeye? Yeri ve zamanına, bırakayım bana benden daha yakın olan "O" karar versindi.. 

Ve öyle oldu. Bırakınca kendimi o boşluk zannettiğim kucağa, önce bir sarsılmak münasip görüldü; katran karası karanlıklarda, kaçmakla kalmak arasında... Tam da cümbüşlü bir seremoniden bir dokunuşla çekilivermek reva mıydı oysa? Onca renkten arda kalan siyah ve beyaza mahkum olmak.. Hiç olmazsa gri rengini katayım bu hülyaya derken; bembeyaz bir kağıda ilahi bir kalemden dökülen siyah bir mürekkep iziyle tanımadığım bir hayata yol almıştım bir anda... Hemen sonra iliklerimde hissettim mucizeyi. Ve yıllar öncesinde çocuk masumiyetiyle verilen, öğrenilmiş bir cevabın vücut bulduğunu farkedip "-sözümü tuttum baba!" tatminini yaşadım o an.. Peki bu soğuk, zevksiz ve bir o kadar da hesaplı alemin raconu; yaşadığım tevekkül hazzını unutturmuyor muydu her defasında? Yazık!..

Artık bu imtihanın zorluğuyla gündüzlerim gecelere mağlup; gözlerim tanıdığını sandığı dostlara hasret.. Varlığın içinde yokluğu bulan koca bir "ben" ile başbaşayım şimdi... Etrafımda bir zamanlar heybetle duran o dağlar nerede, nerede dinginliğine dalıp gittiğim mavi sular? "Yok" oluş bu olsa gerek ve "var" olmak bu, "ol"mayanların içinde yüreğinin ağına takılan... Soruyorum kendi kendime: "-öldün mü, kaldın mı?" Diye..  kaldığım yerden bambaşka bir ben ile doğrularak "Benim kıyametim yeniden doğmaktır" diye cevaplıyorum.

Farkındalığım dile geliyor sonra: "-Hayat öyle bir yolculuk ki kontrol ettiğini sanıyorsun birçok şeyi, olacaklara kendin yön verdiğin aldatmacasıyla bir gerçeklik yaratıyorsun kendince.. Oysa ki her an sana özel bir kurgu tasarlanıyor, aldığın her bir hayat dersi bir sonrakini şekillendiriyor. Her bir deneyim bir öncekini azımsatırken iç aleminde, ilahi senaryo kusursuz bir şekilde diğer sahneleri için ortamlar hazırlıyor. Ne mutlu o kişiye ki yönetmenin kendisine vereceği ne rol olursa olsun rolünü en güzel şekilde oynamaya çalışana ve ne mutlu o kişiye ki "niye bana bu rol verildi?" diye sorgulamadan haddini bilene.. "

Ve ardından duaya duruyorum taptaze bir yıl için: " Ey karanlıkların İlahı! Ey kalplere umut ışıltılarını serpen sonsuz hikmet sahibi! Bana müstehak gördüğün bu takvimde karanlıklarıma nurunu gönder, yüreğimi ısıt,  ayaklarım yere senin desteğinle basarken başım göğe senin aşkınla yükselsin. Haddimi aşmadan, ellerim kirlenmeden, yüzüm eğilmeden bana verilen rolü hakkıyla yerine getirmeyi diliyorum senden.."

fatma beyza baş


Devamı

Tûluğ


Bu depremin kötü olduğunu nasıl söylersin!

Ruhundaki çürük taraflar, maskeler görünmüyordu işte. Şimdi o buğzettiğin sarsıntılar başına iş açtı diye düşünüyorsun değil mi? Ama bu enkazlar değil de ne, o 'herşeye değer' dediklerin?

Hadi çevir o buğulu bakışları! Umuda tüllensin ufkun; hadi düşün bir kere!

Belki kırılan bir oyuncağın üzüntüsünü çeken minik kalbin ya da unutulmaya yüz tutmuş eski bir aşkın sızısıyla titrer olgun yüreğin.. Her biri ruhunun en ihtişamlı kuleleriydi zamanında oysa. Ne gördün peki? Geriye kalan iskambil kağıtları gibi yıkılmış kalıntılar ve puslu bir gökyüzü.. Şiddetini ölçmek işe yarar mı bu satten sonra? Ya da tahmin edebilir misin derinlerden gelebilecek çalkantıları-kor yangınlarını? Ya etsen, ne fark eder? Sağlam olmayan ne varsa biriktirdiğin, savurup atsan; ne kaybedersin?

Üfle; içindeki ilâhî sûra, hadi! Toz bulutları dağılsın, gitsin artık! Gökkuşağını giy beline; derinlerden çıkart incileri, diz göğsüne. İste! Işıltılı gökdelenler dikilsin; iste, görkemli köprüler kurulsun yepyeni ülkende! Coşkulu bir senfoni seslendirsin içindeki orkestra şefi. Ardı ardına patlat havai fişekleri. Aç kollarını göğe, kucaklarcasına tüm evreni. Ağır gelen ne yük varsa yüreğinde; elveda derken, çağır hadi hayallerini; gerçekleşmeye...

fatma beyza baş


Devamı

Cidal



Kemikleşmiş acılar koparılıp atılabilir mi ruhundan?
-Liğme liğme edilmiş her bir zerren inlerken, sen neyin susuzluğunu çekiyorsun?
-Kana kana içeceğin ab-ı hayat; gözpınarlarından gelmez de nereden gelir?
-Söyle ey bîçare yolcu! Buldum dediğin mutluluk her an kaçmadı mı ötelere?
-İçine çektiğini, misk kokusu sanıp koca bir sersemlikten ayıldığında, anlamadın mı seni uyuşturduğunu? 

-Hayır! Beni boşluğuna sürükleyemezsin. Benden önce O var. Dinle:

-Ölüm fermanının sağ eline verildiği günü an.. Biliyordun eline aldığının, aslında senin sonun olduğunu. Bu nasıl bir hazırlanıştı ki içindeki mesuliyet duygusu "geri dönüş yok" diyordu. Gidiyordun, bir bilinmeze. Aldığın pırıltılı fermanla kapkaranlık bir kuyuya düşmüştün. Üzerine planlar yapılmış, bilmediğin hikayeler yazılmıştı.

 Kuyu.. Karanlık.. Kopkoyu bir yalnızlık.. Öyle bir yalnızlık ki kendinle bile paylaşmadığın.. Sarılmak için hep köşede bekleyen.. İçini ısıtacak olanın o olduğunu bildiğin halde kaçıp yılana sarıldın. İyi mi oldu yani! Zehri yudumlarken bir yandan, sağanak sağanak yağmurlarla yıkanmayı bekledin sonra günahından, günah saydığından..

 Kuyunun karanlığını zehrin sersemliği, pişmanlığın affedilemezliği, çiyanların hileleri, rutubet kokulu zindan aldı. Her geçen gün kalbinden damlayan o sıcak kırmızı şeyin kızılcık şerbeti olduğunu söyleyip te kandırdığını zannettin kendini. Sabır... Heyhat! Nereye kadar? Sen ne kadar sahiplensen de kara talihini, ne kadar taş bassan da minicik yüreğine sızısını dindirmek için; artık yerin "Naz Makamı" olmuştu O'nun için.

 Evet ya! Naz Makamı.. Yusuf'u kuyudan çıkaran ama sonra zindanda sınayan, en sonunda da ilmiyle şereflendirip saraylara layık gören O.. O seni de girdiğin kör kuyudan, zindandan kurtarmadı mı? Öyle bir kuyu ki, öldün üstüne topraklar serildi; öyle bir zindan ki takvimler ve insanlar söylese de günlerin geçtiğini, "bu bitmeyecek ki ama" diyen afallamış bir hâl ile sanki bir kabir bekleyişi gibi sessiz çırpınışlarını sakladı. Ve tutup zayıf elini, çekiverdi seni kutsîler memleketine..

 "Sen öldün" dedi ve sonra "Sen, asıl Sen doğdun" dedi. "Yaprağın kaderi düşmekti, şimdi yapraklarının dökülmesini izledimse, sapasağlam bir çınar olman için de kopardım aldım bak seni. Hadi kök sal derinlere, hadi avuç aç göklere!" dedi.

-Haydi söyle! O'nun sözünün üstüne tek bir söz söyle, çekebilir misin beni boş derinliğine?

 -Çok ötelerde içime ruhundan üfleyen! Yıkık dökük ülkemi onaran mimar, ruhumun bilmediğim gizlerini bilip, yüreğimin içli sızılarını dindiren tabip.. Yine içime tatlı bir huzur üfledin! Teşekkür ederim..

fatma beyza baş


Devamı

Zor


Gri renkli hatıralarının izdüşümüydü belki de bu duygusuzluğun. Herşeyi öldürmüştün çünkü. Dünleri öldürmüştün, yarınlar zaten ölü doğuyordu senin için.. İçindeki telaş ne içindi peki? Nereye yetişmeye çalışıyordun ya da neyden-kimden kaçıyordun? İçinde çığlık çığlık büyüyen isyana kulaklarını tıkıyorsun belli. Gördüklerini ise öyle anlamsızlaştırmışsın ki, donuk bakışların ondan..


Devamı

Işık - II


Zayıf pırıltınla karanlığı mı deleceğini sanıyorsun? Zavallı!

Her ürkek salınışınla karanlığın hoyrat kahkahalarını duyuyorum. Çırpınışın sanki eğlence olmuş eline, acımasız ejderhaların... Her geçen an, biraz daha sönüyorsun, biraz daha eriyor ve sönüyorken griyle karışık tekrar biraz daha tutuşuyorsun. Hani ışık içinde ışıktın? Hani parlamaktı senin niyetin, hani kor olup kıvılcım kıvılcım ıssızlığı kovalamaktı? İbrahimlere ferahlık olmaktı hani derdin? Nurun içinde kaybolmak, nurun içinde bulmaktı tek istediğin! Hani?



Devamı

Mor


Hiçbir renk yakışmıyor sana mor kadar! Biraz asiliğini, biraz yalnızlığını anlatıyor sanki. Pembeden maviye mi bu kaçış; yoksa maviden pembeye mi? Sımsıcak sevgilerden soğuk sessizliğe bir yol mu; yoksa buz kesen ellerini tatlı bir tebessümle ısıtan gözbebeklerine mi?

Bu ârâf işte, sana yakışan.. Arada olmak senin payına düşen, bu hayat pastasından. Ağlamakla gülmek arasındaki burukluk, gitmekle kalmak arasındaki kararsızlık, sarılmakla sırtını dönmek arasındaki boşluk..



Devamı

Işık - I


Buz gibi bir yangın, bu gördüğüm;
İsli bir ışıltı, bıçak gibi biraz;
Zifiri, kör karanlığı delen.
Buram buram özlemle çektiğim içime.
Ve acıyla yutkunup hissettiğim,
Istıraplı bir tebessümle… 


Devamı