• Televizyon ve Rol Model Kalıplar

    koray demir

    Televizyon hiç şüphesiz modern çağın kitle iletişim araçları içinde en başarılı olanı...

  • Sosyal Medya ve Dijital Ayak İzimiz

    tolgahan osmanoğlu

    Sosyal medyanın hayatımıza bu denli girdiği günümüzde, gündelik hayatta attığımız her adımı paylaşma ihtiyacı duyar olduk...

  • Unutmak Mümkün Değildi Unutmamak İçin Yazdım

    bilge dilek yıldız

    Ben artık diye başlayan her cümle içinde değişimi barındırır...

  • Ölüm

    nasuh numan

    Her canlı ölümü tadacaktır.*Ankebut 57*

  • 05:50 Uykusuzlukla Hiçbir İlgisi Olmayan Kamu Spotu

    cansu şengün

    Kırılıp döküldüğün anlardaki maskeni yırtmamaya ne dersin?

  • Üç noktalar koymaz bana

    handan güler

    Yıllar rüzgâr gibi geçse de kalbime konukluğu geçmeyen dostlarımdandı.

emine göl yılmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emine göl yılmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Farkında mısınız?




Sevdiklerimizin varlığıyla mutluyken yoklukları ne çok iç acıtıyor. En çokta ellerimizden kayıp gittiklerinde değerlerinin farkına varıyoruz.

Hayat o kadar kısa gelir ki insana; kaybettiklerimizin değeri paha biçilemez ve yaşam sanki bir kez nefes almışız gibi gelir. Oysa herkes nefes sayısını tamamlamış ve ebedi istirahatgah’ına yola çıkınca. Beşer olmanın acizliğinden olsa gerek; Hazreti Mevlana’nın dediği gibi düğün günü –vuslat--bakışına çokta yakın olamıyoruz. Hayatımızı sevdiklerimizi ve hayallerimizi her geçen gün erteliyoruz.  

Geçmişe bir pencere açmaya çalışsaydık ne olurdu sahi?
Günümüze yağan karlar kalbimizde çoktan çığ olmuştur artık ama nafile değil mi?
Hayat geç kalmamızı hiç affetmeyecektir!
Yüzümüzde parmak izlerini bırakacağı tokat er-geç yerini alır tüm yakıcılığıyla.
Daha dün yanımdaydı. Ellerini tutmayalı, saçlarını okşamayalı sanki yıllar geçmiş gibi.
Şimdi kokusunu hissedebilseydim içime çekebilseydim doyasıya. 
Gönlüne açılan yollarda düşe- kalka yürüyebilseydim.
Sevdama dünyaları sığdırabilseydim.
Bir lunapark eğlencesini sunabilseydim kahkahalarına.
Düş balonlarıyla gökyüzüne uzanabilseydik.
Masallarımın kahramanı sendin diye haykırabilseydim.
Günümün aydınlık yanıydı göz bebeklerin diye ekleyebilseydim.
Bu kez konuk olma sırası “Behçet Necatigil de” şiiriyle dağlanan yüreğimde



SEVGİLERDE 

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklına gelmezdi

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı.*

Olabilseydi, yapabilseydim, sevebilseydim bu -dim-lerin arkasına daha ne kadar saklanırız.
İçim yansa, kalbim parçalansa, ayaklarıma kara sular inse
Vazgeçer miyim ki senden yine diyen iç sesimize yol vermenin zamanı gelmedi mi?
En iyiyi seçme sevdasına mı tutuldukta; ertelenen bir yaşama bulandık.
Ne çığlıklarımız dindi yürekte.
Ne bir baltaya sap olabildik.
Ne bir çiziğe sığdı gözyaşlarımız.
Hep başa döndük irtica ettiğimiz yangın yerinde.
Hep yalnızlıkmış bohçamızdan çıkanlar.
Hep kâinatın yarı karanlık yüzünü oluşturan silsilenin bağlarından birini oluşturuyorduk da daha mühim değildi; başımızı yaslayamadığımız sevdiğimizin boş kalan omzu.
Pembe hayaller üzerine kurmuştuk şehrimizi.
Günümüz bahçemizde geçerdi.
Gecemiz hoyrat okuyan ozanın ses tellerinde.
Başkalarıyla dindirirdik içimizde ki buhranı. Tuz basmıştık sevdamızdaki yaraya.
Başkalarının nasırlı, yarık gurbet taşına dokunmuş elleriyle ekmeğimizi paylaşırdık.
Kırıntılarda şükrederek yitmek ne güzeldi. Ahhh bunu bir bilebilseydik.
Aynı donuk bakışların sapağında birleşirdi yolumuz.
Aynı yaşanmamış çocuklukların, top koşturma ve oyun alanlarında.
Burnunu çeken; düşerek dizini yaralamış tamirci çocuğunun acıdan dolan gözlerinden alamazdık yitmiş anılarımızı.
Biz bizden cüzler bulurduk, merhabalarımızı iliklediğimiz kırık yüreklerde.
Bilirdik ki ruhlarının arka cebinde hep mizacı gülen bir sapan bulunurdu.
Sektirme oynayacağımız çakıl taşları hep iç cebimizde
Sevdiklerimiz için sevgimizi görünür kılmalıyız. Hareket vakti gelip de sevdiklerimizin soluklarını göğsümüzde hissetmediğimizde başımızı taşlara vurmamamız için.
Farkında mısınız?

Hayat sevdiklerimizle güzel

emine göl yılmaz

* behçet necatigil


Devamı

Ahmet, Dilruba, Türkan


Ne çok terk edenler var ömrümüzde. Terk ettirilen. Ne çok dost sandığımız insanlar var çevremizde. Ne çok riyakâr yüzler.

Sizleri de aldılar elimizden çocuklar. Sizlerin gülüşlerini de. Ağlamalar bıraktınız bize ağırlığınızdan daha da ağır. Üçünüzün bakışlarında ki huzuru başka hangi resimlerinizle taşısak ki yüreğimize.

Size uzanan ellerin hükmü kalmasa yeryüzün de. Karıncayı dahi incitecek takat kalmasa hücrelerinde. Yağmur bulutlarını hediye ettiniz günlerimize, gönlümüze.

Dağlanan yüreğimizde pamuk şekeri tutan pamuk gibi elleriz konaklar. Gelmez yarınlarınız vardır. Gelmez geleceğiniz. Umut var ses hep sizi çağırdı gün düşümüze. Hep siz konaklardınız gönül misafirhanemizde. Hep size ayarlandı okul saatleri. Hep sizinle başlandı kahvaltıya. Çikolata sürdü belki anneleriniz sizin için birer dilim ekmeğe ve yerleştirdi yemek masasında ki tabağınıza.

Baloncu amca sizin için hep üç adet balon ayırdı. Gökyüzünde umudun sıcaklığını hissetmek için, sonsuza uçurabilin diye.

Bakkal amca gofretlerinizi, cipslerinizi, sevdiğiniz şekerlemeleri ayırdı sınav sonraları başarılarınızın ödülü olsun diye.

Okul sıralarınıza en güzel kokan çiçekler bırakıldı sizler koklayabilin diye.
Mahalle aralarında oynanan oyunlarda sizin sıranız geldi çocuklar. Seksek atlarken, yakan top oynarken, kör ebede de, saklambaçta da hep sıranız geldi çocuklar. Oyunlar sizi bekler.

Ya siz kimleri beklediniz duyuramadığınız çığlığınızla size uzanamayan bizlerin ellerini mi?
Ahmet, Dilruba, Türkan sizinle birlikte parçalandı yürekler. Gömüldü acımasızın elleriyle kara toprağa.
Şeker tutan ellerinizle şeker kaplı günleriniz olacakken, böylesi acı ve hazin bayramları yaşatmamalıydınız bize çocuklar yaşatmamalıydınız.

Daha nice! Ahmet’ler, Dilruba’lar, Türkan’lar gelecek nice evlerin çocuk odasına ve onlar sizin için uçuracaklar balonları ruhlarınızla birlikte huzura uçabilsinler diye.

 Hiçbir caninin elleri, ellerinin gölgeleri dahi uzanmasın çocuklarımızın yanına. Pamuk şekerlerini yiyip, top peşinde koştursun, evcilik oynasınlar korku nedir bilmeden çocuklarımız.

emine göl yılmaz


Devamı

Güzeran Ömrüm


Düzenin derinliğinde ki viranede âcizane bakışlarda yiterde tutulamayan umutlara doğru yola çıkarım. Bir güz yağmuru dinginliğinde, gece karanlığının hoyratlığında eskimiş garezlerin akıbetinde.

Gelin tellerinde ki saflığı heba olan bakışlarda istinbat’a geçmek için ütopyalarımın fazlalığı canımı acıtıyor acıtıyor da sarmalarcasına.

Dem be dem imkânsızlıkların ördüğü duvarlara yetmezmiş gibi bir taşta ben koyarım
İçimdeki iyi ahlakın söylediği sözleri duyar gibiyim. –pesimistliğimin bu kadarına da pes doğrusu-  güzerân ömrümün duyumsayamadığım anları ipkalaşmıyor. Bir betimsizlik, bir anlaşılmazlık içinde kadavraya dönüşen benliğimdeyse sadeliğin hâkimiyeti şaşkına çeviriyor. Zaten kabak tadı veren eşgüdümü olmayan geleceğe ise daima lakayt kalan bendim.

Hüznü analoji bir duyguyla gezindiğim yollarda hislerimin fıkdanlığını özümden ayırıyorum. Havanın yeni kararmasıyla garipler semaisini seyre dalıp, vecde doymayan gönüllere bakıyorum.  İç huzuruna ulaşıp doymak için çırpınan kalbimin odak noktasında ince hesaplara dalıyorum.  Vehmetmeksizin okuduğum ayetlerden sonra ruhumun erinçleşmesi; işlediğim günahlardan sıyrılarak hafifleşen bedenimde, intibah eden iyi ahlakın yerleşmesine etkinlik gösteren ve her merhalesinde dua-ı hayrı okuyup içinde bulunduğum tüm olumsuzluklara rağmen nurla dolan avuçlarımı yüzümde birleştirirken yaratana şükretmek öylesine yüce bir duygu ki anlatılamaz bir şey.

Eşape fırsatların gölgesinde dövünmeye başlayan fevkalbeşerlerin esved’e bürünmeden çıkar yol aramaya değin bürünmeden çıkar yol aramaya değin; çırpınışlarını hayret edici bakışlarla karşılardım, felsefi düşüncelerini yazıya döktüğünde filozoflar.

Oysaki ne Nietzsche’nin kölelik ahlakı ne Heidegger’ın hakikati ve varoluşu düşünmeye karşı kendince getirdiği yasaklar.

Süslü yalanlarla bezenmiş hiçbir estetiği olmayan derinliğini bir belirsizliğin, bir anlaşılmazlığın ve sıradanlığın oluşturduğu, duygudan yoksunluğun içinde bocalıyor insanoğlu.

Hakikati mutlak-a karşı açılan içsel savaşlarını dışa vurarak hiçbir natürelliği olmayan yaşam felsefelerini kaderciliğe karşı gelerek: Rasyonalizm öğretisini savunan bu fevkalbeşerlerin reaksiyon gösterecek halka karşı radikal tenkitlerini ve sinsice fikirlerini –sokrat- gibi sundular.

Nihilizme savaş açanlara karşı olan Nietzsche ‘de şüphesiz ecel anında üstinsanın ne kadar hakirane olduğunu görmüş ve gerçekleri düşünmek istememiştir…

emine yılmaz


Devamı

Denizden Babam Çıksa Yerim !?


Diyenlerden misiniz?
Bence bu konuyu yazımızı okuduktan sonra birkez daha düşünün.
Ne zamandır haberler de rastlamadığım bir durum ya da bana denk gelmedi.Haber de Macaristan’da
4 Ekim tarihinde patlama olduğu ve Tuna Nehri’ne  Kızıl çamurun hızla yayılması haberiydi.
Açıkcası bu konu beni çocuklarına sağlıklı beslenme adına sık sık balık yedirmek isteyen anne iç
güdüsüyle  içimi sıkmıştı.
Gel  gör ki bu habere ne zamandır rastlamadığımı  belirtmiştim .
Karadenizin nasıl  bir kaderi vardır ki önce  26 Nisan 1986'da Çernobil Nükleer istasyonu’nda  
meydana  gelen patlamanın  ardından  da artış gösteren kanser vakalarında olmuş nice evlere acı ve
gözyaşı hakim olmuştu .
Gerçi bu kızıl çamurunda başta akciğer kanseri olmak üzere bir çok hastalığa  neden olacağı
konusunda  tüm haber daireleri hem fikirdi.



Devamı

Nilüfer Çiçeği


Senin gölgende isminin ziyasıyla aydınlanacak yollarda yürüyebilmekti  en büyük arzum.
Soluksuz geçen zamanın,  akıp durulmayan ırmakların suretine davet ederken ruhumu
İçimi delik deşik eden boşluğa isim veremezken hayal  ada-m-  da geysülerini okşarken
buluyorum kendimi.
Gece  benim gibi  ıssız ve yalnız ,yağmur yağıyor bardaktan boşanırcasına ,ılık rüzgar eşliğinde
yağmalanırken duygularımın  çölünde.
Sel  baskınlarına maruz kaldı kalbim .



Devamı

Anne Baba Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı


Anne-baba olmanın en heyecanlı yanı olmalı çocuk.
İçimizde ki ceninin varlığını bilmekle başlar tüm serüven.
Sonra ilk tekmelemeler.
Beklenen yolcunun geleceği gün heyecanla çalar kapımızı.
Cana yaşattığı.
Acıları unutturan gülüşleridir; bundan böyle
günlerimizi şenlendiren.
Daha ilk günden çocuğumuzun hayırlı olmasını
dileyerek dünyaya getirmemizin dışında, anne baba
olmanın en önemli unsurudur; sabırla, umutla,
inançla, günümüzde yaşayacağımız zorlukların, geleceğinin
aydınlık olacağı pahasına en iyiyi, dürüstlüğü, ahlâkı
evladına öğretmek. 


Devamı

Annem’e, Babam’a, özleme dair..


Gönlünüze hasret tınıları yerleşmeyi versin .Tomur  tomur göz yaşlarınıza dur diyemezsiniz .
Gurbette ki  sevdalarınızdır  gününüze konup geçmeyen .Özlemdir sizi huzura eriştirmeyen.
Araya dağlar girdi mi;vuslat saatini hesaplamaya giriştik mi, o gönlümüzde yanan korun
söndürülmemek üzere yakıldığını  nereden bilebilirdik ki !...
İçimde  büyüttüğüm hicranımın ,gün be gün kesretleşip boyumu aşacağını tahmin dahi edemezdim.
Hangi yalnızlığı şarkı edindim kendime.
Hangi karanlığı kurtarıcım bildim.



Devamı

Kötülüğün Yoldaşı Nefis


Olabilirdilerin ardına saklanmakla bitmiyordu iş.

Korkuyla karışık kaçmanın sığınağı zannedilen yalnızlıklar:Bizide birgün yarı yolda bırakmazlarmı?

Yine ay,yine gece deriz dert sığınağı bir sundurma ararız dert hanemize .

Dostlarımızdan imdat çığlığımızı duymalarını isteriz.

Onlarda bizden yüz çevirmezlermi (?)Onlarda terketmezlermi en zor ,korunmasız ve


Devamı

Kördüğüm







Yüreğini hazırlamamıştı oysa karanlığa. Yalnızlığın ilk tokadı da beklediğinden erken çalmıştı kapısını.
Mazinin mezarında iki genç kalp çarpıntısında yitmişlerdi. İki bakış ışın olup delmişti nice yılları.
Genç kadının elinde bir aşk bohçası…
Genç adamın elinde aşk bohçasının düğümü.
Kördüğüme dönüşüp hiç bitmemeliydi oysa.
‘Muhayyel’ bir yastıkta aşkın kırk yılları.


Devamı

Acıya Sürgün İstanbul


Gözümdeki yaşı silen çocuk! Matemi yok eden yanıyla hatırlarım hep. Bendeki buharlaşmaya sebep O olduğu halde; hiç kızamadım, hiç toz konduramadım O’na. Benim gizli kalmış yanımdı, âşikâr etmeye yeltendiğim. Bir de çocuk yüreğimin sıla kabullendiği. Buranın geceleri gecelerine, gündüzleri gündüzlerine benzemiyor. Sığınacak âşiyânım, mahallem yok. Nakaratı dilimize takılmış, içimizde boğamadığımız şarkının sözleridir.



Devamı

Nerelerdesin..



Gökyüzünde güneş doğardı içimde sen.
Ardından kalbimde tomurcuklanmalar başlardı
İlk bakış,ilk yaramıydı bu
Sözümün gönlüne aksi düşünce
aynılaşma başlar sanmıştım,sırrını gizlediğindim.
Sevdan silineli yıllar oldu. Ben hala aynı,farkındalık arıyorum gitgide.
Yalnızlığıma kılıftın,gözyaşlarımı silecek naif ellerini ahh bulabilsem!
Seccaden yine aynı yerinde.


Devamı

Sen


Göç yolunu yitirmiş kuşlar gibi aynı solgun resme bakıyoruz, kirlenmiş nazarlarımızla. Ve sen ayrılık ipini boynuma geçirdiğinden beri; eksilmiyor saatleri kocaman oldu geceler. Ey gönlümün sağır sultanı, hiçlere karışmadan gel. Sevdamı yele fısıldamadan gel. Gel ki gönlümün gözü açılsın. Gel ki perdesini kapadığım dünyam aydınlığa bulaşsın. 


Devamı