Bir Sığınak Olarak Okumak



Siyasilerin ağız dalaşı, ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen ama bir tülü çözülemeyen ve artık kronik hale gelen problemlerimiz, açılamayan açılımlar, tarifi tam olarak yapılamayan kamusal alanlar, ısmarlama yazılan kitaplar, çamur at izi kalsınlar, günde yaklaşık olarak 75 saat yayınlanan diziler, Bihter’in ölümüne ağlayanlar, gerçek ölümlere gülüp geçenler, ölümün varlığından ve sonrasından kaygı duymamak için alınan anti- depresanlar, zoraki günaydınlar, gülümsemeler…


Şehvetin aşk etiketiyle pazarlanışı,  gözyaşının güçsüzlük sayılışı, menfaatlerin vefanın önüne alınışı…
Artık ne sokağa çıkasım var, ne de televizyonu açasım… Gazete okumayı da bir büyüğümün tavsiyesi üzerine uzun bir süreliğine bırakma kararı aldım, zaten sağ olsun enformasyon çağı bir yolunu bulup gündeme dair ne varsa önüme getiriyor. Anlayacağınız dostlar, ne kadar uğraşsam da yukarda saydığım ve birçoğumuzu rahatsız eden hallerden bir yere kadar kaçılıyor. Sanırım Üstad’ın şu güzel dizeleri hal-i pürmelâlimizi çok güzel özetliyor; Aman efendim, aman!/Galiba Âhir Zaman!/Manzarası yurdumun, Tufan gününden yaman!

Ahir zamanlarda, ne zaman bunalsam kendimi kütüphanemde buluyorum. Çok iyi bir okur muyum? Tartışılır. Çok fazla mı okudum? Akranlarımın ciddi bir çoğunluğuna göre evet, bana ve muhtemelen bu sitede yazan birçok kardeşime göre hayır! Burada bir parantez açıp, daha dün Ömer Tuğrul İnançer hocadan duyduğum güzel bir sözü aktarayım sizlere. Hoca programdayken sunucuya gelen maillerin bir çoğu İnançer’den kitap tavsiyesi üzerine idi. İnançer hoca dedi ki, satırdan değil sadırdan okusunlar! Ne güzel bir ifade değil mi “sadırdan okumak”, Allah bizlere de çok okumaktan daha ziyade okuduklarını hazmedebilmeyi ve güzel şeyleri yaşantımıza tatbik edebilmeyi nasip etsin.

Konumuza tekrar dönelim. Bunaldığım zamanlarda kütüphaneme gidiyorum, demiştim. Elime okumakta olduğum kitabımı alıyorum ve açıp iştahla okumaya başlıyorum. Tabi fosforlu kalemimi yanımda hazır tutarak, bir de tükenmez kalem lazım, bazen öyle güzel ifadelerle karşılaşıyorum ki altını çizmek yetmiyor, bir kenara yazmak da gerekiyor. Okuduğum bir romansa, anlatıcının ağzından yaşananları dinlerken gözümün önünden bir sinema perdesi gibi geçiyor her şey. İşte romanı bu yüzden çok seviyorum, kendi hayal dünyanızda yalnız siz gözlemliyorsunuz anlatılanları. Anlatıcının kalitesine ve işlenen konuya göre, sayfalarda gülüp, sayfalarda ağlayabiliyorsunuz. Üniversitedeyken çok sevdiğim bir arkadaşım okuduğu romanı benim yanımda bitirmiş ve gözleri dolu dolu bana dönüp, “Aziz, sence romanda anlatılanlar yaşanmış olabilir mi” dediğinde cevaben “ Bence her roman dünyanın bir yerine ya yaşanmıştır ya da yaşanıyor veya yaşanacaktır” demiştim. Hep buna inandım, her ne kadar kurgu da olsalar, fantastik kurguları saymazsak her anlatı yaşanmış veya yaşanacaktır. Dünya üzerinde şimdiye kadar yaşamış insan ve onların içinde olduğu olayların sayısını tahmin bile edemiyorsak, roman veya öyküdeki anlatının o sayısız olaylardan biri olma olasılığı küçümsenemeyecek kadar yüksek değil mi?

Bir şiir kitabına gider elim bazen, bazı mısralar sizi yüreğinizden yakalar ve döne döne okutur kendini.  Sayfalar dolusu yazılsa bile bu kadar güzel anlatılamazdı, dedirtir başka biri. Zaten şiir de duygu ve düşüncenin en yoğun, en saf hali değil midir?
Bazen de bir deneme kitabında, yazarıyla muhabbet halinde bulurum kendimi. Olaylara veya kişilere nasıl baktığını anlatır bana, kendiminkiyle kıyaslar bazen de çok farklı duygu ve düşünce iklimlerine seyahat ederim. Zenginleşirim.

Diyeceğim şudur ki dostlar, ahir zamanın zahirde kalıp batına giremeyişlerinden, sunilikten, çok ve boş konuşmaktan, ez cümle can sıkıcı bütün hallerden kaçıp da bir sığınak arayışına girerseniz size güzel bir kitabın kapakları arasına sığınmayı tavsiye ederim. Yani kitap sığınağına. İnanın bana pişman olmayacaksınız. Tecrübeyle sabittir!

aziz kağan güneş


7 yorum:

  1. modern zamanda bir alternatif olarak kitap okumak.. düşününce, sokaklar eğer neşe alınası yerler olsaydı yine de okur muyduk diye sormak gerekir. bizi cezbeden sokağı kapının dışında bırakıp heyecanla açtığımız kitaplar da vardır örneğin. bu da kitabın kalitesinden gelir.
    okumak, yine de iyisiyle kötüsüyle birçok eylemden daha iyidir.
    evet, bencede tecrübeyle sabittir:)

    YanıtlayınSil
  2. eline yüreğine sağlık aziz:) bir şairin denemesini de okumak ayrı bir keyif...o sığınağı yıllardır kullanıyorum ...daha okumayı öğrenmeden keşfettiğim bir yer orası... komşu odada da yazmak var...sığınılası...bir dostun sıcaklığını ararsan hani sarılası, bir kalem bir kağıt bir klavye kadar yakındır yazmak... yüreğinin dilini bir o anlar, yükü kelimeler sırtlar...ve sonunda insan perdeyi açıp "güneş"e bakar...

    YanıtlayınSil
  3. ‘’ Sustuğun zaman, neden için sıkılıyor, melûl oluyorsun? Susmayı huy edin. Zirâ susmak, iyi huylu olmanın esasıdır. Zâten kim susmayı biliyor ki? Susan nerede? Susmuş dediğin adamın, yüzlerce feryadı, haykırışı var. O sessizlik, yüzlerce haber yollamakta, elçiler göndermektedir.’’ demiş Hz. Mevlânâ paylaşayım istedim konunun anlam ve önemine binaen:))

    YanıtlayınSil
  4. Senin dilinden bir deneme dinlemenin bu denli keyifli olacağını tahmin etmezdim aziz abicim yüreğine sağlık.. Biraz veryansın sezdim hislerinde, üstad sait faik'in "yazmazsam çıldıracaktım" sözlerini anımsattı bana. Ama sende haklısın ne diyelim. O kadar güzel ifade etmişsin ki aslında söylenecek çok da bir şey yok. Yakın zamanda tekrar görüşmek dileğiyle... Onur Çontu..

    YanıtlayınSil
  5. Bazı insanlar vardır sadece huy edindikleri için yaparlar bazı işleri...kitap okumayıda..kendilerini tekrar ederler ama ortaya birşey koyduklarını sanarlar...çünkü çevrelerinde hep övgü dolu sözler söyleyenler vardır...abartırlar yaptıklarını...dünyanın en önemli işinin bu olduğunu zannederler.. kitap okumanında ,birşeyler yazmanında dozunda olanı faydalıdır..herşeyde olduğu gibi...abartmadan..dilerim herkes kitap okumayıda abartmadan yapar...bu yazıyı yazan değerli aziz beye ve herkese söylüyorum '' hayat kurduğunuz bu süslü cümlelerden ibaret değil '' biraz da daha gerçek şeyler yazmayı deneyin bence...sevgiler

    YanıtlayınSil
  6. Söz söylemenin başka özsel imkanı da yine aynı eksistensiyel temele sahiptir : sükût. Hep beraber söyleşmek sırasında sükût edenler, “anlayışlılığı” belki de daha sahih biçimde gösterenlerdir, yani onlar, sözcükleri bitmek tükenmek bilmeyenlere kıyasla daha geniş bir anlayış geliştirebilenlerdir. Bir şey hakkında çok konuşularak onun ...hakkında daha geniş bir anlayış serdedilmiş olmaz. Aksine: Çok konuşma perdeler ve anlaşılacak olanı sözde sarihliğe taşır, yani önemsizliğin anlayışsızlığına götürür. Öte yandan sükût etmek, ketum olmak demek değildir. Zira ketum “konuşma” eğilimindedir. Ketum sükût edebileceğini kanıtlama şansına sahip olamadığı gibi, böyle bir şanstan tamamen yoksundur da. Ketumda olduğu gibi, doğası gereği az konuşma alışkanlığına sahip olan birisi de sükût ettiğini ve edebildiğini gösterebilme imkanından mahrumdur. Asla bir şey söylemeyen birisi, belirli bir anda sükût edebilme kabiliyetinde değildir. Sadece sahici söz söyleme içinde sahih sükût mümkündür. Sükût edebilmek için, Dasein’ın* söyleyecek (Peki, söylenecek olana ‘varlığa’ ne olacaktır?) bir şeyleri olması lazımdır, yani o, kendisine ilişkin sahih ve zengin bir açımlanmışlığa sahip olmalıdır. Ancak bu durumda ketumiyet, bir açımlayıcılığa sahip olur ve “lakırtıyı” mağlup eder. Söz söylemenin bir hali olarak ketumiyet Dasein’ın anlaşılabilirliğini asli biçimde dile getirdiği içindir ki, sahici duyabilmeklik ile şeffaf hep beraber olmaklık ondan neşet etmektedir.

    *Dasein: insanın varoluşu.

    Martin Heidegger/ Varlık ve Zaman

    YanıtlayınSil
  7. öncelikle ellerinize sağlık cok hoş bir yazı olmuş.okumak ve bunun önemini bilmek bir de tabi yazmayı başarabilmek.biz yeteneği olmayanlar işi kedi ulaşamadığı ciğere mundar der'e getiriyoruz biraz sanırım :) bahanelerin arkasına saklanıyoruz vkit mi var gercek hayata dönelim akıp gidiyor hayat böyle değil falan :) bütün o hayat koşuşturmasında bile fazla fazla okuyup kendini geliştirmiş , duygularını böyle cümlelerle ifade edebilen insanları biraz da kıskanıyoruz sanırım :)
    işin özü şu , iyi olan her zaman takdir edilir,insan yazabiliyorsa herşeyi her zaman yazmalıdır ister abartılı ister yerli yerinde :)sizin ve tüm yazarlarınızın tabi gerçek olanların ellerine sağlıkk :) :)

    YanıtlayınSil