Düşlerin İsyanı VII

-VI-
Ernüvaz Hanım’ın odasının demir parmaklıklı pencerelerinden, Akdeniz’in çelik bir levha gibi uzanan mavi suları görülebiliyordu. Hafif dalgalı olduğuna göre yaz ortaları olmalıydı. Kumral saçlara döndüm; bir dönem bu saçlar yüzünden heba olup, gitmişti.. onları ‘havada dans eden rakkaselere benzetme’ fikri yine benden çıkmıştı; beni bu yüzden geçen yüzyılın edebiyatçılarına benzeten Büyük Hala, kedileri köşkte bir onun sevdiğinden, ama intihar edenini hiç bağışlamadığından söz açınca surat yapıp bir köşeye çekilen kızı da Şehrazat’ın uzak akrabalarından biri olarak düşünmüştüm; ‘üzerinde fazla durulmayacak genç kadın kaprisi’ diye yorumlayan zabit eskisini de aynanın pusu görünmez kılmıştı. İki de bir yüzüme dokunurken bunlardan bir tutamı.. sonu gelmez hayallerimin birine daha yelken açmış; eski bir korsanın öyküsünü düşünmüştüm. Farklı zamanlarda yaşanmış olayları böyle çarpıtarak aynı kareye oturtan rüyayı pek ilginç bulmadım; korkusuzca hayalin kucağına atmıştım kendimi. Telefonda bana ne zaman para kazanmaya başlayacağımı, yazmanın dışında daha ciddi şeylerle ne zaman uğraşacağımı soruyordu Şehrinaz. İçeri girdiğimde..
"Farsça değil mi!?” diye sormuştu.
Gayet ciddi.."Evet!" demiştim, "Farsça! Muhsin Namcu” Sonra sanki hoşuna gidip gitmediğini ölçmeye çalışırcasına bakışlarımı Dehhak Döngel’in rengi solmuş kahverengi gözlerinde dolaştırdım. O sırada otuz beş, kırk yaşları arasındaki bilgisayar operatörü, elindeki kalemi masanın üzerinde dosyaların yanında duran kalemliğe koymuş; parmaklarıyla oynamaktaydı. "Böyle birdenbire yakalanmaları, iştahını kabartmaktan çok, söndürmüş; bir şeyler aranıyordu yüzünü tam olarak seçemediği kadın!” demiştim.. "Tam çözüm, hedefi on ikiden vuracak bir şey!” demişti o da, "Ama, ne?” demişti Şehrazat.. “Ben böyle aşklar için yaratılmışım mı?” deseydim, yoksa, “Benim için ortası olmazdı hiçbir şeyin!” mi deseydim?
 "Hep yanlış insanları seçtiğin için acı çekiyorsun!” demişti Şehrazat, "Her şeye yeniden başlanamaz mıydı?” diye sormuştum ciddi ciddi. Her şeyi yeniden başlatacak simyanın sihrine dolaşan sakallarımı belki böyle eğitebilen ilginç ozanlar soyundan geldiğim için, öğünmeliydim.

Belki yelkovana astığı saçlarını her akşam kuruttuktan sonra içeri alan kadının sırtının beyazlığında bir yol açılıp aydınlığa çıkabileceği kuruntusuna yenildiği anlarda, kendini hemen böyle koyuvermekten mutluluk duymaktaydı o kadın..
Belki kendisinin de bilmediği bir niyet taşımaktaydı da, bunları daha sonradan her şey olacağına vardığında anlayabilecekti.
Belki her şey için daha çok erkendi!
Gözlerim masanın solunda duran eşinin fotoğrafına takılınca, soluk almakta bir hayli zorlanmıştım. Şehrazat’ın  baktığı biçimde bana bakıyordu fotoğraftaki kadın . Etkileyici bir hali vardı fotoğraftaki yüzün..

Belki de bu yüzden dalıp gitmiştim.. Rüyalı ve oldukça gizemli görünen gözler güya ki bana içten bakıyorlardı. Bilgi İşlem Merkezi'nden dışarı çıktıktan sonra, aynalı kapının önünde durup -müziğin etkisiyle iyice dağılan belleğimi- toparlayıp bir düzene koymak için az uğraşmamıştım, hayalin boşluğundaydım.

Oyuncak reyonuna yöneldiğimde dağınık ve paspal halimi korumaktaydım. Reyoncu kızın gözleri sürekli üzerimdeydi.. vitrindeki bez bebeklere -Şehrazat’ın bebeklere düşkünlüğünü aklıma getirdiğinden o bölmeye- bakmaktan alıkoymuştum kendimi; daha fazla acı çekmek istemiyordum, “hem o nereden bilecek?” demiştim, duvarlar dile gelse de konuşsalardı.. bu sırrı hiç kimse bilmeyecekti, duvarların tanık olduğu o yaşantılar, benliğimin karanlığında soluk alıp duruyorlardı. Sonra Müjgan her zamanki dalgın haliyle kalabalıktan sıyrılmayı başardığında, gelip benim önümde durmuştu.. "Yazacaksan iyi şeyler yaz!” demişti, sözlerinden bir şey anlayamadım; aramızda o ışık perdesinden başka bir şey yoktu, bir de gri renkteki büyük bir pencere.. Pencereden kah ‘Güher Uçurumu’ kah deniz görülebiliyordu; durgun suların ardında güneşin demavend sırtlarına çekilmesi eski şiirin hüznünü de taşımış, kızlar ve delikanlılar pankart taşımaktan yorulmuş kollarını havada bir o tarafa bir bu tarafa sallayarak uyuşukluktan bir an önce kurtulmayı istercesine ona doğru gelmekteydiler. Pencereden dışarı daha fazla bakmak istememiştim.. Köşkün terasında geceliğiyle saçları havada savrulan balık etlisi kadının yüzünü tam seçememiştim.... Gözlerindeki parıltı gördüğü bir şeylerden korktuğunu, ama dili tutulduğu için konuşamayıp, kekeleyen kadın büyük halaya nasıl da benziyordu.

Müjgan’ının yanında Pürmaye, Mihri Mah da vardı, olanları, huzursuzluğun kimden kaynaklandığını, olup bitecekleri bana anlatmaya başlıyorlardı bir bir.. Lanetlenmişlik yüzünden kimseyi sorumlu tutmadıklarını, bütün bunların o kadının başı altından çıktığını söylüyorlardı. Ne yapacağımı şaşırmış gibi "Bakın, bunları bana anlatmanıza şaşmıyorum ! Yine de.." diyordum, sözcükler duvara çarpıp parçalanıyor, bölük pörçük oluyordu; asıl yerine gitmediğinden, hevesi kursağında kalmış bir acemiye benziyordum. Karşımdaki insan Müjgan olmaktan çıkmış da başka bir insan olmuş gibiydi; ona değil de bir başkasına konuşuyordum, çıkışı bulamayan yaşlı kadına yardım elimi uzatmak da hiç tereddüt etmiyordum.
"Bu ne?” dedi Kiyanüs, "Yine kim koydu bu kaseti?!”
Müziği kastediyor olmalıydı.. beğenmişti beğenmesine ya, tavşanların beyazlığı öylece orada durduğundan daha fazla ileri gidemiyordu.. umutsuzdular. Kara kuru yüzleri bu aydınlıkta zar zor seçilmekteydi. Sonra klasik müziği sevdiğini, ama buradakilerin böyle şeylere uzak oluşundan, sırf bu yüzden hakkında önyargıları olacağından, beyaz tavşanlarını hiç unutamadığından, dahası yüzü belirsiz o kadından etkilenmiş olacaktı, ki; ne zaman aklına gelse unutamadığı tren yolculuğunu konuşma esnasında bunların arasına eklemeyi unutmayıp, askeriyeden emekli çatık kaşlı bu insanın söylev türündeki konuşmasına kulak kabartan başkaları da vardı sanki, karanlıkta..

Cüce Kasap Gave de kuşkuyla bir mağaza müdürüne bir bana bakmaktaydı. Alış veriş yapan orta yaşlardaki bir müşterinin bisküvi reyonlarının arasına sıkıştırdığı burnunu kurtarıp da bana korkulu gözlerle bakarken yakalanması, onu sanki kurtarmıştı bu sıkıntıdan. Cemşid sakallı ihtiyarı hiç beğenmeyen Finamek, duracak yerini bulamayan bir insan olmaktan çok uzakta sayılırdı. Bir kenara çekilmiş gölgesinin kuytuluğunda sonraki gelişmeleri merak etmekteydi.

"Yanlış duymadıysam!” demişti Cemşid sakallı adam, "Evet , evet.. yanlış duymuş olamam!”

Onu duymamış gibi hep dalgın,  hep uzaklara bakan gözlerimle sanki ondan da, Finamek'den de bir sırrı saklıyordum. Sonra.. gittiğim yerlerden yeni dönüyormuş gibi "Evet, doğru!" demiştim yaşlı adama.. "Bu o, Cemşid...." Karşımda duran yaşlıysa kekeleyerek "Lee..niinnı...mii!” demişti. Söylediklerimi tekrarladıktan sonra Kiyanüs’e ona yardım etmesi için bakınmıştı, aranmaları boşa çıkmış bir yalnız köstebek gibiydi;  bir yere de canlanamıyordu. Toparlak bir şey asılmıştı tepesinden kör edici ışığına göz aldıramıyordu. Baktığı yerde sanki o boşluk iyice açılmıştı.. onları karanlığına çekecekmiş gibi korkuyla doğrulmuş, üstünü örtmeye, körlemeye çabalamıştı daha sonradan .. bunları bir ben görüyordum dedim Ernüvaz Hanım, işitiyor, yalnız dokunamıyordum.. ama Kiyanüs tavşanlarıyla meşgul olduğundan, gözünün bir şey gördüğü yoktu. Vitrine koydukları manken canlanmış gibi ona oradan göz kırpıyor, başka da bir şey yapmıyordu. Kasaba Güzeli –Kiyanüs’ün buluşuydu bu imge, Finamek çok beğenmişti bu yakıştırmayı ki meraklı gözlerle ona bakmaktaydı- onun bir anki öfkesinin kurbanı olacağını da bilmiyordu. Kompartımanda karşılıklı oturuyorlardı; nereye gittiğini bile bilmiyordu, tavşanlarını kaybedeli şunun şurasında bir, bilemedin iki hafta olmuştu. Korkusunu çabucak yenip yanlarına dönen adam, bu sefer siyah melon şapkasını çıkarmış, saçları dökük olan tatarları andıran suratıyla, karşısında bir ayna varmış da oraya dayanıp 'Peki ama, yasak değil mi?” diye sormuştu. Gayet içten ve samimi "Hayır yasak değil...." demiştim Soluklanamadan daha.. Avrupa’nın en çok satan CD'lerin başında geldiğinden.. Macaristan, Budapeşte ve diğer Avrupa kentlerinde bu CD'lerin çaldığından, üstelik yapımcısının anti-radikal olduğundan, öyle iştahla söz ediyordum, ki; Gave bile kulak kabartmak zorunda kalmıştı.. ama yine” yapımcının bir gazeteye verdiği demeçler de oldukça ilginçti”, demiştim.. Okuduğuma göre yapımcı yüzlerce gazetecinin meraklı bakışları karşısında böyle bir projeye ilk başlarda kuşkuyla yaklaştığını söylemiş.. ama daha CD’nin piyasaya çıkar çıkmaz kapış kapış edilmesi, kuşkusunun yersiz olduğunu da böylelikle göstermiş.. Bu işten epey para kazandığını söylemiştim. Yaşlı Adam sanki allak bullak olmuştu. Kendine gelmesi çok uzun zaman alacak gibiydi. Başının etrafında dönen gölgeleri kovmaya çalıştığı bir sırada Finamek, ona acımakla çok iyi bir isabetle karşılaşmış sayıyordu kendini. Yaşlı Adam kendine geldiğinde o yıllar sanki bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçip gitmişlerdi. Yaşlı Adam sitemli bir sesle "Bir zamanlar ben öğretmendim de!" demişti, "Sonra bir şey daha var.... Nasıl söylesem ki size? Bilmem..., o yıllarda her şey böyle değildi beyefendi!”

Kiyanüs nedense birdenbire ortadan kaybolmuştu; her an Feridun Bey’in gelebileceği kaygısını yaşadığından, belki reyonların arasından süzülerek odasına gitmiş olmalıydı. O tarihlerde şüpheli görünen herkesin evi rahatlıkla aranabiliyormuş.. onun da evini kuşkulandıkları için ararlarken, o insanın kitabını bulmuşlar.. O dönemde birçok insan kovuşturmaya uğradığı gibi, işlerini de kaybetmişler; yakın tarih bu gibi olaylarla dolu olduğundan, yaşlı adamın söyledikleri bir nostalji gibi gelmişti daha çok. Öfkemi yenemediğimden olacak "O dönem geçti artık.." demiştim, "Piyasa ruhu gözlerimizi kör etti.."

Daha da ileri giderek "İsterseniz size Sinead O'Connor CD’sini çalabilirim." dediğimde yaşlı burnundan solumaya başlamıştı. Ortam iyice kızışmıştı.

Yaşlı adam hemen oradan tüymenin yolunu aranırcasına, alışverişini yarıda bırakmış.. "BANA KURULMUŞ BÎR TUZAK BU.." diyerekten kalabalığa karışıp gözden kaybolduğu bir sırada .. Kasap hala aynı yüz ifadesini taşıdığından bunlara bir anlam verememiştim..

"Amma komik bir insan ..", dedi Finamek .. "Bu da aklını sıyırmış, belki de bir daha markete bile gelmez...."

cemal çalık


Yorum Gönderme

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.