Tehlikeli Ayrışma


Ayrışmaların tümü bütünleşmeye zıt bir seyir izler. Bütünleşme, bütün adına parçaların kendi özelliklerini muhafaza etmekten vazgeçmesi gibi lanse edildiğinde, karşıt olarak ayrışma da parçaların bütünün özelliklerinden vazgeçerek kendi özelliklerini öne çıkarmaya başlaması anlamına gelmek zorundadır. Bütün’ü özelliksiz parçalardan oluşturmak fikri, parçaların özelliklerini muhafaza etme refleksini ortadan kaldırmaz ve bir gün parçalar, ne kadar silikleştirilmiş olurlarsa olsunlar birer varlık olduklarını hatırlarlar. Bugün, o ‘bir gün’lerden biridir. Buradaki ‘bugün’ geniş bir günü içerir. Bugün’e ‘Bir Dönem’ de diyebiliriz. İşte biz o dönemin tam ortasındayız. Ve biz bu döneme biz kendi inisiyatifimizle gelmedik. Biz kendimiz, kendi özelliklerimizi hatırlamadık, bizlere hatırlatanlar var; bizler de hatırladık ve hızla ve büyük bir şiddetle ayrışıyoruz.

***

Yanlış, bütünü özelliksiz parçalardan oluşturma fikriyle başladı. Herhangi bir ‘doğal veya mekanik bütün’ parçaların kendi özelliklerini koruyarak oluşturdukları sistem bilinciyle bir arada dururken, bu doğallığa aykırı bir şekilde davranıldı ve yapay bir bütün oluşturuldu. Bu bütünü kendi ülkemizde hemen her alanda uygulamayı başarabildik.


***

Aile içinde, aile bütünlüğü adına uydurma bir kolaycılıkla çocuklarımızı büyüklerimizin emrine verdik. Onları, her seferinde kendi ferdi varlıklarına ait özelliklerini dışarıya yansıtırlarken yakaladık ve bu özelliklerini yontarak kendimizce terbiye ettik.  Ne Allah’ın emirlerine riâyet ettik ne de vicdanımızın. Doğru bildiğimize inandığımız ne idüğü belirsiz gerekliliklerle onları sıkıştırdık, ezdik ve kendi hedeflerimize kilitlediğimizi zannettik. Zannettiğimizi çok daha sonra anladık. Onlar, büyüyüp bizleri terk ettiğinde. Aile bütünlüğü adına yaptığımız her şey hiçbir işe yaramamıştı ve şimdi aile bütünlüğümüz yok. Çocuklarımız dedelerini, ninelerini, anne-babalarını ve kardeşlerini çok sık görmek istemiyorlarsa, onlarsız bir hayat kurmayı seçmişlerse bu tehlikeli ayrışma bugündedir, artık fark etmeliyiz. Oturup ağlamanın hiçbir faydası yok.

***

Mahallemiz küçük bir toplum. Biz mahallemizin bütünlüğü adına, her birimiz tek tek kendi özelliklerimizi yonttuk, içimize gömdük. Kıyafetlerimizle, kılığımızla ve düşünüp söyleyemediklerimizle kendimizi toplumdan topladık ve içimize hapsettik. Saçları, ayakkabıları, künyeleri, şakaları ve okunan farklı kitapları külliyen reddettik. Az biraz farklı görünenleri, konuşanları tuhaf bakışlarla izledik; onları tapınak bekçileri gibi yoldan çıkmışlıkla suçladık. Dedikoduları, Allah’ın emirlerinden daha fazla önemser olduk. İnsanların yüzüne karşı söz söyleyememe alışkanlığını aile bütünlüğü adına yontulurken öğrenmiştik; bunu toplumda da  başarıyla uyguladık. İkiz yüzlü olmayı tercih edenlerimiz ile tercih edemeyenlerimiz arasında tehlikeli bir ayrışma başladı ve bazılarımız mahallesini terk etmeyi seçti. Eski mahallesindekileri görmemeyi onlarla vakit geçirmemeyi tercihr ve başka mahallelerde yeniden var olmanın peşine düştüler. Onları kötüledi geride kalanlar ve onlar geride kalanları aşağıladı. Sağırlaştılar hepsi. Bu tehlikeli ayrışma bugün zirvede; oturup ağlamanın hiçbir faydası yok.

***

Ülkemiz bir sürü mahalleden meydana gelmiş büyük bir toplum. (Eski insanlardan biri geniş toplum diyor, kendilerini başka dinden gördüğü için).Biz ülkemizin bütünlüğü adına küçük mahallelerimizin seslerini kıstık. Karakollarda onları onbaşılarla, komiserlerle ve sokak aralarında toplum polisleriyle hep dipçiklerle, coplarla terbiye ettik. Bazı mahallelerimizin dilini yasakladık, giyimleriyle alay ettik. Onları dilleri ve kültürleriyle aşağıladık; cahillikleriyle boyayıp durduk ve onları ayak işlerimizi yapmaya layık gördük. Köylerimizin tarla işlerini, kentlerimizin en ağır/en pis işlerini, inşaatlarını, temizlikçiliklerini, garsonluklarını, her türlü pazarlamacılıklarını, mafyalarını onlardan başkasına emanet etmek istemedik ve onları bu köhne yerlerde tutarak aşağılamaya devam ettik. Onları kullandık ve her seferinde çöpe atmayı hedefledik. Onlarsa her seferinde verdikleri kurbanların arkasından ağlayarak acı çektiler ve köklerindeki terbiyeyi muhafaza etmeye çalıştılar. Anne-babalarına hürmet ettiler; bizim anne-babalarımıza bakmak üzere tuttuğumuz paralı bakıcılar da onlar oldular. Onlar sabırla nefret etmemeye çalışırken biz onları aşağılamaya hor görmeye devam ettik. Başardık. Şimdi ne onlar bize güveniyorlar ne de biz onlara. En küçük anlaşmazlıklarda insanlar ellerde sopalar, birileri bir araya geliyor ve az birkaç kişiyi dövmekten başka bir şey düşünmüyorlar. Kentlerimiz korkudan hakkını arayamayan öz/hakiki mahallelilerle dolu.

***

Bugün devlet eliyle açılan yaraların tedavi günü; TRT bazı mahallelilerin diliyle yayın yapıyor. Devlet tarafından önemsendiklerini gören küçük mahalleliler kuşku türküleriyle sesleniyorlar her yere. Ve her an kendilerine verilen bu armağanın ellerinden alınacağından korktukları için sevinemiyorlar bile. Biz onları bizden birileri yapmaya çalıştık, tüm farklılıklarını tek tek yok ederek, onları İnönü raporuna binâen asimile ederek. Kendi dillerini bilmiyor olmakla övünen o uyduruk asimilasyon nesilleri, kendi ırklarından da utanıyorlardı. Bunu biz sağladık. Ayrışmayı hepimiz büyüttük.  Ama artık çok geç. Biz ve onlar diyoruz; gördüğünüz gibi. Demeye devam edecekler çocuklarımız. Onların babaları ve babalarımız, biz ve onlar demeyi bilmiyorlardı. Ama şimdiki çocuklar doğdukları andan itibaren biz ve onları duyarak büyüdüler. Bu ülkenin çocukları ayrıştılar. Bakmayın siz birlik beraberlik masallarına. Onlar kendi farklılıklarının farkına vardılar ve olması gerekeni yapacak, bu farklılıkları koruyacaklar. Ne biz onlardan yeni şeyler öğreneceğiz ne de onlar bizden. Bu tehlikeli ayrışma bugün zirvede; oturup ağlamanın hiçbir faydası yok. Ama hem bizden hem onlardan birileri, hep beraber farklılıklarımızı sevmeye devam edersek, oturup ağlamaktan başka yapabileceğimiz şeyler olduğunu da göreceğiz. Bu ülkenin geçmişi, farklılıklarıyla birbirini sevenlerle doluydu. Belki de diğer ayrışmalardan farklı olarak daha kolay ortadan kaldırılabilecek tek ayrışma bu. Çocuklarımızı evlerimize tekrar çekemeyebiliriz, ama mahallelerimiz arasındaki sevgiyi doğurabilir ve büyütebiliriz. Belki de o günlerde çocuklarımız da evlerine dönmeyi seçecekler.

***

Ülkemiz bugün tüm ayrışmaları besleyen ve tüm ayrışmalardan beslenen daha büyük bir tufan içinde. Bu tufana cemaatler ve târikatlerin çıkardığı tufan diyebileceğimiz gibi, cemaatlere ve târikatlere karşı duranların da çıkarmış olabileceği bir tufan da diyebiliriz. Büyük bir ayrışma var hepimizde. Hepimiz bir diğerimizi itiyoruz en yakınımızdaki çukura. Ülkenin en büyük  cemaatinin efendisi, radyo’da kendisi gibi düşünmeyenler için şöyle diyor: ”Kuru nasslardan başka bir şeye itibar etmeyenler, bugünkü haricilerdir” Kuru nass dediği Kur’an ayetleri ve hadisler veya sadece Kur’an ayetleri. Bir cemaatin efendisi buları söylemek durumunda mıdır? Öne sürdüğü nedir? Ona göre nassları kuruluktan çıkaran tasavvuf erbâbıdır. Ancak; onun bu söylediğine delil olarak ortaya konabilecek hiç bir kuru nass yok; ne ayet  ne de hadis. Bu sözlerinin dayandığı hiçbir İslâmî kaynak yok.Bunu  radyo’da da toplantılarında da söylemenin bir faydası yok; zihninde olması yeterlidir. Oysa ne onun bu söyledikleri bütünleşmeyi sağlayabilir ne de onu ve hizmetlerini küçümseyenlerin onu  ‘işbirlikçi’ diye suçlamaları. Bir cemaatin efendisi olarak, diğer düşünceleri yaftalayıp külliyen reddetmek istenen bütünü özelliksiz parçalardan oluşturmayı hedeflemektir. Veya aslında istenen bütün değildir.  Cemaat asimilasyonudur. Bu sadece bir örnek. Diğer cemaatlerin efendileri de ayrışmayı farklı şekillerde körüklüyorlar. Kur’an’ı merkez alanlar ise haklı olarak başka bir şeye itibâr etmiyorlar. Bütünleşmekten ziyâde belirli bir akıntının gücünü her yere hâkim kılmak isteyenler var oldukça da itibâr etmeyecekler. Ayrışma sürdükçe sürecek.  Şimdi, bugün bu ayrışma gelecek günler için olabilecek en büyük ayrışma günü. Ve ayrılıklar gittikçe artıyor. Müslümanlar yüzlerini birbirine döndüler  ve birbirlerinin kusurlarını arıyorlar. Birbirlerini küçük düşürmekten ve tekfir etmekten çekinmiyorlar. Birbirleriyle alay etmekten geri durmuyorlar. Hepsi Kur’an okudukları hâlde ,


 “Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir”( Neml 2,3.)


“Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resül’e itaat edeydik” diyecekler. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. “Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanete uğrat.” (Ahzâb 66,67,68)


 “Kim, Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız.” (Secde 22)


 “Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.( Rûm 31,32.)


 ayetlerini görmüyorlar. Ve bu ayetlere ‘kuru nass’ diyebiliyorlar. Tehlikeli ayrışma sürüyor. Filistin meselesinde bile ittifâk edemiyorlar. Efendilerin elleri her yere uzanıyor. Efendilere kızanlardan bazıları dinden kopuyor. Oturup ağlamanın faydası yok. En büyük tufan bu. Allah hayırlı olanı versin.

alper selçuk


Yorum Gönderme

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.