Yasemin Ayaklanmaları ve Mumya Diktatörler; Aslında Neler Oluyor?


“Kendini yakmak, Kuzey Afrika’daki gençliğin hissettiği derin acıyı yansıtıyor. Gençler durum üzerinde hiçbir kontrolleri olmadığını hissediyor ve isyan ediyor.” Pierre Vermeren, Sorbonne Üniversitesi

Kahire’nin Tahrir Meydanı’nda on sekiz gündür bekleyen mısırlılar, otuz yıllık başkanlarının -dünyanın neredeyse tüm kanallarının canlı yayınla verdiği, ancak banttan yayınlanan- konuşmasını gecenin bir yarısı (10.02.2011; 23: 20) ellerinde ayakkabılarını sallayarak dinlerlerken, televizyonların akşamdan kalan altyazılarında hâlâ ‘CIA Başkanı: Mübarek bu gece istifa edebilir’ cümlesi kayıp gidiyor; Mübarek ise, ‘yabancı diktasını asla kabul etmeyeceğini’ söylüyordu.(1)  

Müslüman, Hıristiyan, Liberal, Solcu ve bilumum tüm farklı düşüncelerden binlerce mısırlı, Arap dilinin o gök gürültüsü gibi kısa ve bıçak gibi keskin haykırışlarıyla, Mumya Diktatör Hüsnü Mübarek’e "Erhal" (Git) diye bağırıyordu.

Her yıl Amerika Birleşik Devletleri’ nden iki milyar dolar hibe alan, son hastalığında bütün İsraillilerin -neredeyse topluca- ölmemesi için dua ettiği Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, olağan organizatör ABD’nin, istifa baskılarına karşı ‘yabancı diktası’ perdesine tutunmuştu ve onurdan bahsediyordu. ABD ve İsrail’le sıkı işbirliği hâlinde, Filistinlileri eksiksiz olarak otuz yıl Gazze Şeridi’nde abluka altında tutan Mumya Diktatör, bir cesetten farksız yüzünün kıvrımsız, duygusuz hatlarını kıpırdatmadan, konuşmasını -yaşarken hiç yapmadığı kadar- ‘Mısır’ı ve Mısırlıları Allah’a emanet ederek’ sona erdiriyordu. Bir de ‘Mısır’da doğduğunu ve Mısır’da ölmek istediğini’ sıkıştırıyordu cümlelerinin arasına.

Yetkilerinin bir kısmını  en derin adamı Ömer Süleyman’a devretmişti. Ancak ertesi gün mısırlılar tahrir meydanında kalmaya devam edeceklerdi.  Ve aynı gün, 11 Şubat 2011 Cuma günü, saat 18: 06 ‘de tahrir meydanında sevinç çığlıkları yankılanıyor, bayraklar sallanıyordu. Ömer Süleyman, ‘Mübarek’in görevden ayrıldığını ve görevini ordu’ya devrettiğini ilan etmişti. Tarih, lidersiz bir halkın böylesine yetkin bir karşı duruşuna ilk kez şahit oluyordu. Mısırlılar, Mumya Diktatör Hüsnü Mübarek’i benzersiz bir yöntemle tarihe gömerek, bir kez daha tarihe geçecekler; artık diğer Mumya Diktatörler muhteşem saraylarında kâbus dolu gecelerle baş başa kalacaklardı.

Mübarek’in ABD ve Mısır Ordusu’nun baskısı ile görevinden ayrılması, Irak’ın işgâli ile başlayan BOP ve GOP projelerinin de -iddiaların aksine- iflası anlamına geliyordu. İflâs’ın sebebi çok basitti; BOP ve GOP neo-con organizatörlerin eseriydi ve bu eser İsrail’in korunmasız kalmasından daha çok, yaşadığı bölgeyi istikrarlı diktatörlerle çevrelemeyi planlıyordu. İsrail’in, Fas’tan Hindistan’a kadar uzanan bir coğrafyada planladığı tüm organizasyonlar tarihin çöplüğüne gömülüyordu.

Tunus’ta, 17 Aralık 2010’da, Muhammed Bouazizi adlı üniversite mezunu bir pazar esnafının, pazar arabasına el konulması ve onun da kendisini yakması ile başlayan, protestocuların kendilerine şiddet gösteren polislere ülkelerinin milli çiçeği olan yasemini vermeleriyle adını Yasemin Ayaklanmaları’na dönüştüren, oradan Cezayir’e, Mısır’a, Ürdün’e, Yemen’e sıçrayan bu ateş,  aslında ‘Filistin Ateşi’ idi. Bütün yoksul Arapların iki yüzyıllık ezilmişliğine ve aşağılanmışlığına karşı bir başkaldırıydı.  Zengin Arapların davası değildi bu dava; cemaatlerin ve grupların da. 14 Ocak 2011 Cuma günü ülkesini terk ederek -kendisine kucak açan tek ülke- Suudi Arabistan’a kaçan Tunus Diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali bu başkaldırının ilk korkağıydı.

Tunus ‘taki ayaklanma Cezayir’e de sıçramış (8 Ocak 2011);  ancak dikta yönetimince kontrol altına alınmıştı. Buna rağmen Sorbonne Üniversitesi Şarkiyat Araştırmaları Merkezi Başkanı Burhan Ghalioun, “Bu olanlar bulaşıcı hastalık trendinin bir kanıtı”, derken, aynı üniversiteden Pierre Vermeren, “Kendini yakmak, Kuzey Afrika’daki gençliğin hissettiği derin acıyı yansıtıyor. Gençler durum üzerinde hiçbir kontrolleri olmadığını hissediyor ve isyan ediyor” diyordu. (2) Gerçek tamamen buydu. Kendini yakmak, Kuzey Afrika’daki gençliğin hissettiği derin acımanın yansımasıydı ve gençler durum üzerinde kontrolleri olmayan babaları ve dedeleri gibi olmak istemiyorlardı; isyan ediyorlardı.

Fransa’da, İspanya’ da, İngiltere’de, İtalya’da her gün aşağılanan ve 11 Eylül 2001’den sonra ABD’de neredeyse ‘istenmeyen ırk’ ilan edilen Arapların top yekûn isyanıydı bu isyan ve herkesin din ve fikir ayrılıklarını evde bırakarak sokağa çıkmasını gerektirecek her türlü baskı ve tedhiş yaşanmış ve şiddet an be an tecrübe edilerek 2011’e gelinmişti. Bu İran tipi bir ayaklanma değildi; bu Ukrayna tipi bir ayaklanma da değildi; renkli devrimlerle, Soros’la bir ilişkisi de yoktu bu ayaklanmanın. Kendine özgü ve kendi gerçeğini yaşayan spesifik bir ayaklanmaydı bu.  Örneğini, Türkiye’nin 2002’de başlayan büyük değişiminden alan bir ayaklanma.

ABD’nin, İsrail’in ve bütün Avrupa Birliği’nin çaresiz kaldığı, herkesin kendi çıkarlarını nasıl koruyacağını hesaplamaya başladığı bir ayaklanmayı anlamak ve anlatmak çok kolay değildi elbette. ABD ve AB Mübarek’in gitmesini istiyordu? Türkiye Mübarek’in gitmesini istiyordu. İsrail ve neo-con Amerikalılar Mübarek’in gidişi ile çaresiz durumda kalmışlardı. BOP ve GOP uygulaması değilse neydi bu ayaklanma? İran tipli, din eksenli bir ayaklanma da değildi. O halde neydi Yasemin’in rengi? Yaseminin bilinmesinin ve etkili olmasının önündeki engelleri yıkan, Arnavutluk ve Kazakistan’da halkı sokağa iten veya tiranlar üzerinde baskı kuran kimdi/kimlerdi?(3)

Kavramsal siyâsî ve diplomatik analizlerin kör kaldığı veya bilerek ve isteyerek kör bırakıldığı bu tür dönemlerde – örneğin Fransız İhtilâli, Ekim Devrimi, İran Devrimi, Berlin Duvarı’nın yıkılması,  11 Eylül, Gül devrimleri, Türkiye’nin 2002 sonrası yaşadığı/yaşattığı sessiz/seçimli devrim, 1 Mart, One Minute- gerçeği görmek bazen zorlaşabiliyordu. Ancak; küresel para savaşlarının(4) izini süren gözlerden kaçamayacak bazı ayrıntılar vardı.

Kuzey-Güney Kore soğukluğunu ısıtan ABD, Güney Kore’yi, koşulları kendi aleyhine olan bir serbest (!) ticaret anlaşmasına zorla sürüklemişti ve böylece sular durulmuştu. ABD’nin Güney Kore’ye yapacağı ihracat, ABD Başkanı Obama’nın ifadesiyle, ‘en az 70 bin ABD’li işsize iş kapısı açacak’tı. Olması gereken bir savaş tehdidiydi, sadece.

Mısırlılar ile Mumya Diktatör arasındaki 18 günlük kriz süresince Türkiye Cumhuriyeti Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkası Barack H. Obama ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton arasında sayısız görüşme, solungaç solunumluların popülarize ettiği ‘BOP-GOP Projeleri gerçekleşiyor’ propagandası ile yaftalansa da, geniş altyapılı bir gerçekten daha başka bir şeyi yansıtmıyordu. Yeni dönem Türkiyesiz olamıyordu. Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour Hersh’e göre: "Türkiyesiz Plan Artık İmkânsız"dı.(5)

Peki, Türkiyesiz plan artık imkânsız olduğuna göre, Mumya Diktatörleri tarihin çöplüğüne gönderen gelişmelerin önünü açan, Mübarek’in gidişini  ‘Mısır halkının mutluluğunu paylaşıyorum’  diyerek kutlayan Alman Merkel’in ve türdeşleri Fransız Sarkozy’nin, İngiliz Cameron’un, İspanyol Zapatero’nun kanlarındaki heyecanı ateşleyen, beyinlerindeki serotonin hormonunu salgılayan neden neydi?

Bu neden Tunusluların ve Mısırlıların mutluluğu veya özgülüğü ile ilişkili bir neden olamazdı. Çünkü; Mumya Diktatörler tamamen ABD ve AB’ nin eserleri idiler; diktatörlerin varlıkları onları mutlu etmeye yetmişti, geçmişte; ama şimdi gidişleri daha mutlu ediyordu.

Dolar’ın ve Euro’nın yaşadığı kalp yetmezliği, altın üretimini  %4 arttırarak küresel bir hamle yapan Çin’in AB tahvillerine yatırdığı dolarları/euroları korumaya alması ile daha da tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. 925 milyar Euro’luk istikrar fonu ile FED’in bastığı 600 milyar dolar karşılıksız para, Avrupa ve Amerika ekonomisini altüst etmeden önce, gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini balon özellikleriyle gezdi, geldi, alabildiklerini aldı, kalabildiği yerlerde kaldı; arta kalan Euro ve dolarlar iç piyasada patlayacak bir balon olarak kabarmadan önce klasik kanala girerek köklerine geri dönmek zorundaydılar. ABD ve AB geçmişine dönecek ve ihracat yaparak, işsizliği ve finansman sorununu çözerek ayakta kalacaktı.

Güney Kore zokayı yutmuştu; ancak yeterli değildi. ABD’nin ve AB’nin ihraç ürünlerini satın alacak yeni ülkelere ihtiyaçları vardı. Öncelik ABD’ye aitti ve Avrupa Birliği, ABD’nin stratejik saldırılarından korunmak amacıyla, Kuzey Afrika’ yı kasıp kavuran Yasemin Ayaklanmaları’na destek vermekten başka bir seçeneğe sahip değildi; belki de kendisi de bu fırsattan yararlanabilirdi.  ABD, CIA’in -abartarak verdiği verileredesteğinde- satın alma güçlerini ölçtüğü ülkelerde ayaklanmalara destek veriyordu (Cezayir ayaklanmaları kontrol altına alındı, Seçkin Deniz) . Mumya Diktatörlerin, halka, tüketmek amacıyla vermediği para doğal olarak tüketime gidemiyordu; ancak bu paraya demokratik bir ülkenin vatandaşı hükmedebilirdi. İletişimin gücü tüketimin boyutlarını genişletecek kadar etkiliydi.


Ülkelerin CIA 2010 tahmini gelirleri ile Dünya Bankası’nın 2009 yılı kişi başı gelirleri arasında neredeyse iki katına  varan farklar vardı: CIA listesinde(6) 229 ülke arasında Türkiye 12300$’lık kişi başı geliriyle 94. Sıradaydı ve tuhaf bir şekilde bu tahmin gerçeklerle pek ihtilaflı değildi. Ancak diğer ülkeler için durum pek de dürüstçe değildi ve gerçekten açıklayıcıydı. Spekülatif CIA raporları Irak’ın canına okumaya yetmişti; bu raporlar Yasemin Ayaklanmaları’nın başarıya ulaşmasını kontrol etmek için neden kullanılmayacaktı ki? Şimdi ülkeler bazında CIA verileri ile Dünya Bankası verilerini karşılaştıralım- bu arada okumalar kısmında vereceğimiz linklerden Türk ve Dünya Basını’ nın bu tür verileri nereden devşirdiklerini de düşünmek isteyebilirsiniz- .

CIA listesinde 126.sıradaki Cezayir’de kişi başına düşen tahmini 2010 geliri: 7400$ $,  ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri 4420$(7); 83. sıradaki Libya’da 13800$,  ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri 12020 $(8) ; 136. sıradaki Mısır’da  6200$, ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri 2070$(9);  141.sıradaki Ürdün’de 5300 $, ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri, 3980 $(10);  147. sıradaki  Fas’ta 4900$, ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri 2770$(11), 151.sıra Suriye’de 4800 $, ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri 2410 $(12); 173.sıradaki  Yemen’de 2600$, ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri 1060$(13);  113.sıradaki Tunus’ta 9500 $,  ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri 3720$(14); 82.sıradaki Lübnan’da14200$,  ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri 8060 $(15); 123.sıra’daki Arnavutluk’ta  8000$,  ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri 4000$(16); 92.sıradaki Kazakistan’da 12500 $, ancak Dünya Bankası’na göre kişi başına düşen 2009 geliri 6920$(17).

Yukarıdaki karşılaştırmalar ve ülkelerin özel sosyal dokuları ve diğer sosyolojik, psikolojik, siyâsî ve coğrafî özellikleri dikkate alınarak basit bir soru sormak gerekirse,  ayaklanmaların başarıya ulaşma şansının en yüksek olduğu ülkeler hangileri olur? Ve hangi ülkeler, nüfusları ve ekonomik değerleri itibarı ile en iyi müşteri olabilir?

 Ve neden müşteri?
Özgürlükler ülkesi Amerika Birleşik Devletleri’nde devlet fon yetersizlikleri dolayısıyla geridönüşssüz sosyal harcamaları kısmak zorunda kalıyor, belediyeler iflas ediyor; borç krizi mahalli idarelerde ilk etkilerini göstermeye, şehir idareleri ve ekonomileri batmaya başlıyordu. Şimdi trajik (!) haberlere bakalım:
Michigan Belediyeler Birliği Başkanı Summer Hallwood Minnick, “Bu duruma düşebilecek birçok şehir var. İş günlerini dörde düşürüyorlar. Parkları, yaşlı merkezlerini kapatıyorlar. Küçük bir darbe onları yere serebilir” diyor. Chicagolu hukuk firması Chapman & Cutler’dan belediye iflas uzmanı James E. Spiotto, 1937′den beri yalnızca 600 şehir, ilçe, kasaba ve özel vergi bölgesinin iflas için başvurduğunu, son 30 yıldaysa bu sayının 250′den az olduğunu belirtiyor. Bazı eyaletlerde belediyelerin iflas başvurularını düzenleyen herhangi bir yasal süreç yokken Georgia eyaletinde bu girişim açıkça yasaklanıyor. Son iki yılda 15 kadar belediye iflasını istedi. 2011′deyse bu kaderi paylaşan kentlerin sayısı artabilir. Sadece 5,5 kilometrekarelik bir bölgeyi kaplayan Hamtramck’te gündem kamu çalışanlarının maaşına ve emeklilik ikramiyesine odaklanmış durumda. Bu durum ABD’de birçok belediyenin karşılaştığı duruma benziyor. Başkan Cooper, belediyede çalışan 75 polis memuru ve itfaiyecinin yanı sıra 240 kadar da emekli ve emekli eşi olduğunu ifade ediyor. Emeklilik planından faydalananlarla ilgili olarak, “Onlar lüks diyebileceğimiz bir sigorta paketinden yararlanıyor. Biz daha mütevazı bir paketi savunuyoruz” diyor. Son zamanlarda Hamtramck yerlilerinin korktuğu başka bir ihtimal daha var: İflas veya borçlarını ödemekten tamamen vazgeçmesi yüzünden kentin ortadan kaldırılıp Detroit şehriyle birleştirilmesi. Bir kafenin ortağı olan Shannon Lowell, “Artık verecek bir kuruşumuz kalmadı. Daha ne yapalım? Ölmek üzere olan anneannemizden mi para isteyelim?”, diye soruyor.(18)

Vallejo Amerika’nın ilk iflas eden şehri, 2008 yılının Mayıs ayında iflasını resmen bildirdi. Batan bir şirket gibi şehir idaresi iflas masasına devredildi. İflas masası hem alacaklılara kısmi ödemeler yapmak için çaba gösterirken, diğer taraftan da Belediye reisini ve meclisi şehir ekonomisini düzeltmeleri için kontrol altında tutuyor. Geçen hafta iflas masası hakimi Belediye’ye bir mektup göndererek, şehir idaresinin giderlerini nasıl temin edeceğine ve borçlarını nasıl ödeyeceğine dair yıl sonuna kadar ayrıntılı bir plan göndermelerini talep etti. Vallejo idaresinin bozulan yollarını tamir edecek, parklarını temizleyecek ve itfaiye giderlerini karşılayabilecek parası yok. Sekiz itfaiye şubesi kapatıldı, polis sayısı 160’dan 95’e düşürüldü. Yalnızca çok tehlikeli bir durum olduğunda polis müdahale edebiliyor. Üç liseden biri kapandı, büyük alışveriş marketi Wal-Mart şehri terketti. Şehir sakinleri kendi şehirlerini ‘Atlantis’e benzeterek ‘biz onun kardeş kentiyiz, onun gibi suların derinliklerine battık’ diyorlar. Amerika’da borç batağına saplanan Vallejo kentinin yanında aynı şekilde iflas yolunda hızla ilerleyen başka şehirler de var. 400.000 nüfuslu Colorado Springs’de elektrik borcunu ödeyemeyen belediye caddelerin sadece üçte ikisini aydınlatabiliyor. Honolulu şehrinde okul masrafları karşılanamadığından çocuklar eve daha erken gönderiliyor. ABD’nin güneyindeki Clayton County’de geçen ay sonu belediye otobüs işletmesi tamamen durduruldu. Batının kırsal kesimindeki küçük belediyeler asfalt yolların giderlerini karşılayamadıklarından çakıl yollarla idare ediyorlar. (19)
Özgürlükler ülkesi ABD’nin üretime, ihracata ve doymamış müşterilere ihtiyacı vardı. Ve bu müşteriler yüzlerce yıldır ezilmiş ve sömürülmüş, ekonomik değerleri yüksek Kuzey Afrika ülkeleri ile ülkesinin parasını kullanamayan Ortadoğu ve Orta Asya Ülkeleri idi. Yasemin Ayaklanmaları bu yüzden başlatılmalı- belki-, bu yüzden desteklenmeliydi. CIA Başkanı Leon Panetta, Mumya Diktatör Mübarek’e bu yüzden baskı kuruyordu. Direnen Mübarek örneği de planlı bir uygulamaydı; henüz sıraları gelmeyen Mumya Diktatörlerin korkmasını ve güvenini kaybetmesini istemiyordu ABD.
Türkiye-ABD stratejik işbirliğine geri dönelim ve basit bir habere bakalım. ABD Dışişleri Bakanlığı ekonomi, enerji ve ticari faaliyetlerden sorumlu Bakan Yardımcısı Jose W. Fernandez, 27 Ocak 2011’de Türkiye’nin Ortadoğu İhracat Merkezi konumundaki Gaziantep’teydi;  Gaziantepli işadamlarını ABD’de yatırım yapmaya çağırıyor ve 'Buraya gelmemdeki en önemli amacım, Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik ilişkileri daha da derinleştirmek ve genişletmek'' diyor, ''Türkiye ve ABD'nin benzersiz ve çok özel ilişkisi olduğunu, bunun örnek bir ortaklık teşkil ettiğini''  ve ‘bu bölgedeki şehirlerin Türkiye'nin Ortadoğu'ya açılan pencereleri olduğunu’ söylüyordu.(20) Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya açılan pencereler Türkiye’deydi. Hem ticarî olarak hem de siyasî olarak. Erdoğan Arap ülkelerinin kahramanıydı ve çevresindeki birçok ülke ile sınırları kaldırmıştı.

Yerküre yeni bir stabilizasyona zorlanıyor ve bu kez, gerçekten büyük küresel bir kaos var. Mavi gezegenin bu kaosu kolaylıkla atlatabilmesi mümkün; ancak hiç de kolay değil.

seçkin deniz

Okumalar:
3-

Alıntılar:
1-    1-  http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1091836&title=mubarek-yetkilerini-kismen-suleymana-devretti
2-     2- http://www.milliyet.com.tr/cezayir-de-aclik-isyani/dunya/haberdetay/08.01.2011/1336575/default.htm
3-     3-    http://bugun.com.tr/haber-detay/140808-kazakistan-da-erken-secim-sinyali-haberi.aspx ,http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16977765.asp http://www.kanalturk.com.tr/haber-detay/39391-arnavutluk-ta-isyan-50-olu-haberi.aspx
4-     4-  http://www.kalemsah.com/2011/01/kuresel-kur-savaslar-abdnin-dunyaya.html  
5-     5-  http://www.timeturk.com/tr/2011/02/09/abd-nin-gizli-anketinden-erdogan-cikti.html
6-     6-  https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/rankorder/2004rank.html
7-      7-  http://data.worldbank.org/country/algeria
8-       8-  http://data.worldbank.org/country/libya 
9-        9- http://data.worldbank.org/country/egypt-arab-republic
10-    10-  http://data.worldbank.org/country/jordan
11-    11-  http://data.worldbank.org/country/morocco
12-     12- http://data.worldbank.org/country/syrian-arab-republic
13-     13-  http://data.worldbank.org/country/YE
14-   14-   http://data.worldbank.org/country/tunisia
15-     15-  http://data.worldbank.org/country/lebanon
16-      16-  http://data.worldbank.org/country/albania
17-      17- http://data.worldbank.org/country/kazakhstan
18-       18-  http://www.turknorthamerica.com/2011/01/amerikanin-en-umutsuz-kenti/
19-     19-   http://online.wsj.com/article/SB10001424052748704029704576087970322686568.html   
20-         20-  http://www.samanyoluhaber.com/s_500088_abdli-bakan-yardimcisi-gantepi-inceledi.html        http://www.gaziantepgundem.com/haber_detay.asp?haberID=5498




4 yorum:

  1. Ne dünya eski dünya, ne de ortadaoğu eski ortadoğu..Medeniyetin başladığı bu topraklar,medeniyet hamuruna şekil vermeye devam ediyor. Ve bölgede yaşanan her türlü gelişme bu hamurun daha çok su kaldıracağını gözler önüne seriyor.

    İki yıl önce Davos'ta ümmetin makus talihini kıran açıklama ve ortaya konan tepki depreminin artçıları bu sefer asıl sarsıntıyı aratmayacak ve hatta onu geride bırakacak şekilde sallıyor dünyayı..

    Dünya döndüğü sürece alışıla gelen "seçilmişlerin" ve "elitlerin" hükümranlığına son verecek gelişmelerin yaşandığı günlerde gelecek için çok daha ümitvar olmak ve komplo teorilerini bir yana koyup gerçek düzen sağlanana kadar çalışmak gerekmekte..

    YanıtlayınSil
  2. Ve icra edilen senaryoları bilmek, ona göre tedbir almak ta gerekmekte...

    Teşekkürler Ahmed Yılmaz...

    YanıtlayınSil
  3. Ortadoğuda değişen hicbirsey yok esasında..Gelecek firavunların gidenleri kadar kötü ve gizli siyonizm yanlısı olmamaları en büyük tesellimiz olacak..

    Demokrasi denen ve bu coğrafya için utopik bir malayani olan sistemin bu toplumlara havuç olarak sunulmaya çalışılması bana kalırsa ne BOP un ne de GOP un bitmediği aksine şekil ve şartlarını değiştirdiğini göstermekte..

    Düşük profil görüntüsü veren bir ABD baskanı altında sahin düşünceli derin ve gizli güçlerin bu topraklarda daha kolay at kosturdugunu iddia etmek sanırım cokta zorlama olmaz..

    Eğer tarih tekerrürden ibaret ise ne yazikki bu başkaldırı ve ayaklanmanın saman alevi olarak kalacağını düşünüyorum..Ama bu sefer denklemin bilinmeyeni fazla..ve bu denklem icinde tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya geçiş icinde kendine rol kapmaya çalışan yeni dunyanın efendileri için bu bölge sosyo politik deneme ve girişimler için hala en uygun labaratuvar..

    YanıtlayınSil
  4. Osman Bey; Ahmet Bey'le zıt düşünceleriniz var kısmen...Ben her ikinizin de haklı olduğunuzu düşünüyorum:)

    YanıtlayınSil

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.