Y A K A Z A


Kitap, okurunu bulup kucakladığında umutsuzluğun şansı kalmamıştır hayatımızda!

Kitaplar…Hemingway’e göre en sadık dostlarımızdır.Bu söz ne kadar klişe olsa da kitaplar önemli yoldaşlarımızdır, kendimizi keşfetme yolculuğunda.

Bazen cesaretimiz kırıldığında elimizden tutup kaldırır bizi kitaplar.Hadi ama, denemelisin der, hayatın içine salarlar korkusuzca.

Kimi zaman sevinçlerimizi, aşklarımızı resmederler, kelimelerden örülmüş tablolar misali. 



Kimi zaman üzüntümüze ortak olup sarılırlar dostça, her an yanı başındayım derler usulca.

Sıcacıktır bazı kitaplar, samimi bir gülümsemeyle girerler hayatımıza.

Kötü beraberliklerden korurlar bazen yalnızlığın kuytularından yanlışlığın bağrına düşeceğimiz sırada.

Bir de bu sıcacık kitapların yazarları vardır, perdenin ardında.Yazarak kendini bize açan, ruhunda ruhumuzu hissetiğimiz insanlardır yazarlarımız aslında.

Her kitap okunmak için yazılır, her yazı insanın sesini duyurma çabasıdır.Bazen bir asır sonra ulaşır okuruna kitap, bazen raflara çıktığında bulur aradığını.Kimi zaman da kağıtlar üzerinde kalır el yazısıyla, basılamadığından ulaşamaz dostlarına.
Gönül tahtımıza oturan kitaplar vardır, sessiz sedasız gelirler bazen içimizin saraylarına.

Şanstır bazen kitaplar, köprü olurlar yazardan okura, hayalden hayata.

Ve kitap okurunu bulup kucakladığında, umutsuzluğun şansı kalmamıştır hayatımızda.

Bazen sanki bizim için, o günkü ruh halimiz için dizilmiş gibidir satırlar alt alta, doğru zamanda karşılaştıysak onunla.Sıcacık kelimelerle sarılıverirler boynumuza, bizi yalnız bırakmazlar bir daha.

Üniversitede öğrenci olduğum zamanlardı.
Bir gün bir kitapçıda, içimin o günkü halini resmeden bir kapakla göz göze gelmiş, mavinin kaotik bir resme dönüştüğü noktada uzun uzun bakmıştım o kitaba.
Sonra koşmuştum yanına, parmaklarımı dolaştırırken üzerinde, YAKAZA, yAkAzA, YaKaZa, yakaza… diye sayıklamıştım heyecanla.

Kapağını çevirip ilk sayfasını açtığımda “Ilgın günü” diye başlayan altı satır görmüştüm kısacık, sıcacıktı kelimeler, girmişlerdi kol kola.

“Ilgın”…Ne kadar naif bir kelimeydi, ılık bir su gibi değivermişti gönlümün kurumuş dudaklarına…Baharla birlikte pembenin her tonu ile açan, insana tatlı bir huzur veren bir bitkicikti ılgın, yol kenarlarında bulunurdu çokça.Ya da serap derlerdi halk arasında…Hangi anlamıyla alırsanız alın ılgını, içinize dokunan incecik bir sesi vardı YAKAZA’da.

Gelincik şerbeti günü gelince ardından inceden inceye büyüleyici bir renk cümbüşünün içine çekildiğimi hissetmiştim lakin sürgün günü olduğunda ömür boyu sürecek o bağın içimin bir yerlerine yerleştiğinin farkında değildim daha. Sarıldığım kitabı alıp çıkmış eve gelmiştim koşar adımlarla. Yüzüstü uzandığım yatakta başlamıştım kitabı okumaya.

Morsalkım günündeydi yazar, ruhuna temiz bir aynadan bakmağa çalışıyordu da, ben de, ben de bakacağım diye ayak diretince çevirdi aynayı bana. Siluetsiz bir hayali gördüm o anda, bir serap, bir ılgın gibi bakıyordu içimin kuytularına. Belli belirsiz gülümsüyordu çektiği acıları yüklerken kelimelerin sırtına.

Ünsiyet günü, çıkrık günü, güvercin günü geldi ardından.

İçimde kabaran denizin üzerinde savrulan bir gemi gibiydim, kaptanını arayan.

Bir dolunay akşamı, med-cezirine tutulduğum satırlarının, gelgitleri içinde dolaştım bütün gece YAKAZA’nın.

Kalbimi gözyaşına boğuyordum, çürüyen çekirdekten yeni bir nemalanma da beklemiyor değildim, havf-reca denklemi kuruyorum, kurup kurup bozuyorum, seninle ilgili olarak hissetmenin ne demek olduğunu düşündüğümde bu denizde boğulmaktan çekinmiyorum. Nasılsa bir gün dalgalar sahiline taşıyacak beni.” diyor, teselli günü geliyordu sonra.

Evet, dalgalar sahiline taşıyacaktı beni yıllar geçtikçe ardısıra. Bu kitabı içtiğim geceden sonra yanımdan ayıramadım bir daha. Ardından yazılan her kitapla da şiddetli bir med-cezir yaşadım ama ilk göz aydınlığımdı YAKAZA.

İçimin en güzel yerine yerleşip benimle yaşamaya başlayalı iki yıl olmuşken Yakaza’yı, bir ikindi sonrası, staj yaptığım büronun en değerli konuklarından Tahsin Ağbi’ye uzatmıştım sessiz ama kitaptan emin bir tavırla. Fikirlerine çok önem verdiğim bir edebiyat aşığıydı Tahsin Ağbi. Rafine eserler okuyan, beğendiği yazar sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen bu tat(hak)lı ukala adam alıp giderken kitabı, bir dostumdan ayrılır gibi hüzünlenmiş ama aynı zamanda böyle zengin kaynaklardan beslenmiş bir dimağı henüz yeni yeni keşfedilmiş uçsuz bucaksız bir okyanusla, bir başka muhteşem dimağla tanıştırmanın heyecanı sayesinde dayanmıştım ayrılığa.

Ertesi gün büroya geldiğimde Tahsin Ağbi, çoktan kitabı bitirmiş, üzerine notlar almıştı bile. Romanın içinde geçen filozof sözlerinin kimlere ait olduğundan tutun da, ünlemlere , işte budur’lara varan bir dikkatle çizmiş, benim çizdiklerimi zenginleştirmişti okuyuşuyla. Sayfa sayfa irdelemiştik o gün yazılanları, o da beğenmişti bu kitabı.Ve yerleşmişti yüzüme zafer kazanmış bir kumandan edası.

Sonraki günlerde aynı yazara ait öykü kitaplarından Halvet Der Encümen, Şehirleri Süsleyen Yolcu, Gerçeği İnciten Papağan’ı okumuş, kritiğini yapmış, daha önce anlamadığım yerlerde felsefe okumalarının da verdiği derinlikle devreye girmişti Tahsin Ağbi.

Zihnimde özgür düşünceye giden yoldaki kapıyı nazikçe açan anahtar YAKAZA olmuşsa, yeni soru işaretlerini kucağıma bıraktığı kitaplarla zihnime sokan Tahsin Ağbi olmuştu o zamanlarda.

O, beni başka okumaların içine salarken, el yordamıyla yavaş ve korkak adımlarıma önümden giden, feneri ile karanlığı delen sevgili Nihat Dağlı eşlik etmişti sonralarda.

Zamanla yolun uzun, menzilinin çok olduğunu anlayıp, keskin virajları alamadığımda yardıma koşup beni tekrar yola sokan, soru işaretlerimi zihnimden söküp atan, hep Sadık Yalsızuçanlar olmuştu, kalbini koyduğu kitaplardan çıkagelmişti kelimeler ben yalpaladıkça.

Bir gün yine bir yol ayrımında durup sağa ve sola ayrılan yolların yükünü kıyaslarken yalnızlığımla, Tahsin Ağbi çıka gelmişti büroya. Darmadağan olmuş zihnimi okuyunca gülümsemiş “Yüreğinin götürdüğü yere git “ demişti pervasızca. Oysa yüreğimin götürdüğü yer yoktu seçeneklerim arasında.

Sigarasının dumanı yüzüme vurduğunda “O’na soracağım.” dedim heyecanla.Güldü bana, “Çocuklaşma, yazar kısmının işi gücü çok, burnu havada olur, seninle mi uğraşacak” dediğinde “O farklı bir yazar, bunu biliyorsun, sen de kayboldun satırlarında” demiştim ona.“Peki, yaz bakalım, ama sen yine de çok umutlanma. Bulduğun kadarıyla yetinmeyi öğren hayatta, düşme hayal kırıklıklarına.” diye eklemişti, şefkatli tavrıyla.

Akşam olup gün gecenin koynuna bırakırken beni, kalemi elime aldım heyecanla.Peki ama neyi, nasıl yazacaktım ben şimdi, her kelimesinden büyülendiğim bir yazara?

Kelimelerinin kelimelerim olmasından duyduğum cesaretle bismillah deyip başladım yazmaya. Tarih 14 Ekim 1999’du. O gün bir televizyon programında konuktu, naif, edeb timsali tavrıyla.O’nu seyretmek samimiyetin en değerli duruş şekli olduğunu anımsatınca, ”Sizin gibi bir ustanın karşısında tarifsiz bir heyecana kapılan kalemimle dil, duygu ve düşüncelerimin koalisyonundan çıkacak hatalar için şimdiden affınıza sığınıyorum “ diye başlamıştım satırlarıma.

“Umudu nasıl canlı tutup zaman çarkının dişlileri arasında ezilmekten kurtulabilirim? “ diye sorduğumda yedinci sayfanın ortalarına gelmiş olduğumu fark ettim.Sağ yada sol yolu seçmek yerine geri dönüp cevabını beklemeye başladım mektubu yolladığımda.

Son satırında ”Kendini kaybetmeden bulamaz insan diyorsunuz ya, işte ben de, kendimi bulma arefesinde ızdırap kadehini yudumlamaktayım.Kadehime ab-ı hayat sunar mısınız ? “ diye sorduğum mektubuma cevap olarak bir akşamüstü telefonum çaldığında, televizyon karşısında oturuyordum, umutsuzca. Böyle bir mektubu yazacağımı bilen Tahsin Ağbi’ce işletildiğimi sanmıştım yazarım adını söylediğinde bana. Bir kaç saniyelik bir tereddütten sonra kısa(!) mektubumun içeriğinden bahsettiğinde,inanmıştım, arayanın, ruhumu kucaklayan yazarım olduğuna.

Ne saadetti Allah’ım!
Nasıl bir mütevazılıktı bu, nasıl bir nezaketti sergilenen, donup kalmıştım koşarak çıktığım cambalkonda.

Yurtdışına gideceğini, döner dönmez mektubuma cevap yazacağını söylediğinde, güneş doğmuştu içimin umutsuzlukla malul karanlık odalarına.

Bir zaman sonra çıkıp geldi yeşil bir zarfla el yazısının kullanıldığı üç güzel sayfa.

Sevgili Handan,
Mektubunda sayfalarca dile getirdiğin çelişkiler, bize hayatın ve hakikatin paradoksal olduğunu gösteriyor .
Allah , Hakim’dir, O’nun yaratışında korkusuz, kuşkusuz, sonsuz ve sürekli / süreksiz bir hikmet gizlidir.
Varolmak, bizatihi bir sınavdır ve yeryüzüne inmiş olan bütün fanilerin zekalarının birleşse sadece bir görünümünü fark edebilecekleri kadar sonsuz ve çetin bir imtihandır.
Biz, önümüze çıkarılan bir çelişkiyle baş eder, yener, yenilerini bulur, onlarla uğraşır gideriz.
Bizler, sabah ne yapacağımızı değil, Allah’ın bize sabah ne yapacağını düşünmeyi akıl edemeyecek kadar aptal; Allah’ın verdiği özerk, ontolojik alanı kendi mülkümüz sanacak kadar zavallıyız.
Bizler istiğfar lifleriyle dokunmuş günahkarlarız.
“Alnımızda her birinin bir hesaba” tekabül eden çizgiler bulunmasından daha “tabii” ne olabilir?
Varolmak bir belaya uğramaktır.
Belayı hem tasdik hem de ikrar, hem de musibet olarak okuyabilirsiniz.

Aslında ne ben bir yazar , ne de sen bir okursun.
Her insan bir imgedir ve sen de ben de birer kelimeyiz.
Bu kozmik kitabın harfleriyiz.
Hep O’nu ima ediyoruz “ demişti yazarım cevabi mektubunda, ab-ı hayatı sunarken bana.
“Gerçekten de insan bir yalnızlıktır ve akla sığmayan bir acıdır”
diye de bitirmişti mektubunu beni anladığını ifade eden bir edayla.İnsanın bazen sırf bunu duymaya ihtiyacı olur ya, işte öyle bir vakitti yazarımın girişi hayatıma.

Tercihlerimi yaptım sonra.Kimisinden pişmanlık duyduysam da, çoğaldım, her gün geçtiğim sınavlardan aldığım puanlarla.Yazarım hep yanı başımda oldu, kitapları ve gazete yazılarıyla.

Kişisel menkıbesindeki şehirler birer birer girdi benim de hayatıma: Doğduğu yer Malatya’dan sıcacık esintiler getirdi kuzenim her defasında.

Üniversitedeki en yakın arkadaşım uzun yıllar yaşadığı Hatay-Dörtyol’dandı mesela.

Öğretmenlik yaptığı Sivas bir şekilde girdi kardeşimle beraber benim de hayatıma.

Kader rüzgarıyla savrulup yayıncılığa başladığı şehir, mavi gözlü memleketim İzmir’di sonra.

Bir gün nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde onun şehrinde buldum kendimi, Ankara’da.

YAKAZA adlı romanla başlayan yolculuğum sürüyor bugün hala.
Onun yazdığı eşsiz eserleri okuyarak yaşıyor, onunla aynı göğe bakıyor olmanın kıvancını duyuyorum başkentin birbirinden güzel renklerle bizi kuşattığı sonbaharda.

Bazen bir şanstır kitaplar, kucaklar sizi, taşır umudun nefeslendirici, yeşil ormanına. Bir kitaptan çok öte bir dost oldu, yeni dostlar sundu bana YAKAZA.

Kitap, okurunu bulup kucakladığında umutsuzluğun şansı kalmamıştır hayatımızda!



8 yorum:

  1. BU KİTABIN BİR ÇOK KİŞİ ÜZERİNDE ETKİSİ OLDUĞU KESİN VE BENİM HAYATIMDA DA DÖNÜM NOKTASI OLDU DİYEBİLİRİM ÇOCUK YÜREĞİMLE BENDE BU KİTABIN ARDINDAN HER GÜNE İSİM VERMEYE BAŞLAMIŞ VE SİVASTA YAŞADIĞIM DÖNEMDE TECERİN HAVASINI SOLUMAYA ÇALIŞMIŞTIM İNSANIN SEVDİĞİ VE DEĞER VERDİĞİ KİŞİLERİ 13-15 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN İLK GÜNKÜ SICAKLIK VE SAMİYETİYLE KARŞILAYAN VE SENİ DE TANIMAMA VESİLE OLDUĞU İÇİN O GÜZİDE İNSAN SADIK BEYE VE BU YAZIYI HAZIRLADIĞIN İÇİN SANA KOCAMAN TEŞEKKÜRLER HANDAN

    YanıtlayınSil
  2. teşekkür ederim emine ...kalp kalbe karşı olduğundan Allah aynı kalp frekansına sahip insanları bir şekilde biraraya getiriyor tesadüf yok bu hayatta:))

    YanıtlayınSil
  3. bir türlü anlayamadığım hayranlığını şimdi anladım ve çokta hak verdim sana.yazın bende okuma isteği uyandırdı bu kitapları,kitaplığından ödünç almalıyım dedim ama ayırmakta istemem seni canyoldaşlarından..bide öyle bi yazıyosunki cümlelerin dizilişi kelimelerin seçimi insan bir hayran olunması gereken yazarda burda var be kardeşimmm diyor.sende en az o kadar mütevazı olduğundan yok canım dersin biliyorum.bide yazılarının içinde bildiğim bişyler bulmak o kadar hoşuma gidiyor ki anlatamam.sizi böyle yazılar yazmaya sürükleyen ne bilmiyorum ama içinizdeki aşk hiç sönmesin,yazılarınızdan bizi mahrum bırakmayın handan hanımcığımmm...

    YanıtlayınSil
  4. teşekkür ederim tuğba insanların içinde bir nebze olsun bu güzel eserleri okuma arzusu uyandırabiliyorsam mutluyum...ve sen bunu ifade ederek ve yorum yazma zahmetine girerek mutluluğumu artırdın sağolasın dualarına amin diyorum

    YanıtlayınSil
  5. oooo sizi burda görmek ne şeref adnan bey, yakazanın hatrından nasiplenmek, aynı ateşi hisseden yüreklerle aynı çizgide buluşmak ne güzel:))

    YanıtlayınSil
  6. Sevgili Handan,

    'ılgın' ne güzel kelime gerçekten... Ve çok hayıflandım bu kitabı neden şimdiye kadar okumadım diye. Selam ve dua ile...
    Dilsühan

    YanıtlayınSil
  7. evet dilsuhan ılgın güzel bir kelime hoş bir kız ismi de olur :))
    epeydir yoktun seni burda gördüğüme sevindim:)

    YanıtlayınSil

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.