Tombul Yürek


Hayatın temeli sevgidir. Herkes yüreğine eş bir yürek arar bu dünyada. Çünkü mayasında vardır sevmek, sevilmek duygusu. Ve “insan çocukluğudur” der bilgeler. En çok şefkate ve sevgiye ihtiyaç duyulan zaman belki de çocukluktur. Allah o nedenle şefkat kahramanı olarak nitelendirilen anneleri yavruların maddi manevi doyurulmasında istihdam etmiş, kalplerine kendi şefkatinden esintiler sunmuştur.


Bu nokta gözden kaçırılırsa toplumda çözülmeler ve mutsuzluklar başlar. Ailelerinden yeterli sevgi ve ilgiyi göremeyen çocuklar yanlış mecralara daha kolay sürüklenebilir. Bu nedenle aile bağlarını güçlendirmek, sevgiyi artırmak için bu olguları çeşitli ritüellerle göstermek anne babaların birinci görevi olmalıdır.

Ancak günümüz dünyasında maalesef ki aileler, çalışma hayatının yoğunluğu sebebiyle ne kendileri ne birbirleri ne de çocukları ile yeterli derece de ilgilenebilmektedir. Dolayısıyla yalnız bireyler kadar  “yalnız çocuk”lar da çoğalmakta ve bu durum bir sürü problemi beraberinde getirmektedir. Vaktinde verilemeyen zaman ve sevgi daha sonra binbir zahmet ve maddi-manevi yıpranmalar arasında verilmeye çalışılmakta, sorunlar katmerleştikçe psikologların, diyetisyenlerin kapıları aşındırılmaktadır. Bu nedenlerle bu gün size tanıtacağım eseri çocuk kitapları arasından seçtim. Adı: TOMBUL YÜREK. Yazarı da “Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” kitabını da kaleme alan, Susanna Tamaro. 

Kitabın arka kapak yazısı şöyle: “Michele şişman bir çocuktur, ya da en azından onu ne olursa olsun zayıflatmaya karar vermiş olan annesi böyle düşünmektedir. Zavallı Michele'nin yaşamı bitip tükenmek bilmeyen cezalar ve diyetlerle geçmektedir. Onun en yakın arkadaşı olan evin buzdolabı Buzz, Michele'ye şövalyelik ünvanı verir ve onu Şövalye Tombul Yürek, Muhallebi ve Simit Markisi olarak adlandırır. Annesinin zoruyla Sıska Hamsiler Kliniği'nde kalmak zorunda olan ve buranın şişman çocuklar için bir hapishane olduğunu anlayan Michele, bu şövalyelik ünvanını kullanarak klinikten kaçar. Anneannesinin evine giden yolu ararken ormanda yolunu yitiren tombul çocuk, konuşan bir Sansarcık ve sahibi Bay Kakkolen ile karşılaşır. Başarısız bir mucit olan Bay Kakkolen Michele'nin bir kahraman olmasını ve şövalyelik ünvanını gerçekten hak etmesini sağlar.” 

İşte konusu kısaca özetlenen bu kitapta önemli sorunlara parmak basılmakta, olaylara sekiz yaşındaki yalnız bir çocuğun gözünden bakılmaktadır.
Mesela kitabın bir yerinde şu ifadeler geçmektedir: “Şu dünyada esrarlı mı esrarlı bir durum vardır da en önemlisi şudur: Çocuklar, büyüklerin ne istediklerini her zaman anlarlar; ama büyükler, çocukların ne istediklerini hemen hemen hiçbir zaman anlayamazlar. Daima çocukların şunu ya da bunu istediklerini düşünürler, oysa bu doğru değildir. Çocuklar sadece nazik davranmak için onlara boyun eğerler, ya da boyun eğmiş gibi yaparlar.”
Kitabın üzerindeki 7+(kız-erkek) uyarısına aldanıp bu kitabın sadece çocuklara yazıldığını zannetmeyin. 

Hayallerini ve rüyalarını kaybeden insanların, yetiştirdikleri çocuklardaki problemlerin çözümü için adres olarak anne-babaların normalleşmesini gösteren kitabı mutlaka her anne baba okumalı, hatta içindeki çocuğa sarılmak, insanı anlamak isteyen herkes talibi olmalı diye düşünüyorum.
Çünkü kitaptaki şu tespit çok yerinde: “Hiçbir ana baba çocuğundan hoşnut değil. Kimi çok yiyor, kimi çok aç, kimi çok konuşuyor, kimi suskun, kimi bulutları seyretmekten hoşlanıyor, kimi gözlerini bir kez bile yukarı çevirmiyor. Anlayacağın bugünün dünyasında yolunda giden hiçbir çocuk yok.”

Bu kitabın üzerine bugün seyrettiğim “BAŞLANGIÇ”  adlı vizyon filmi de öyle güzel zihin yap-bozumda yerini buldu ki, dünyada tesadüf diye bir şeye rastlanmayacağını, yaşadığımız her hadisenin, içine sürüklendiğimiz her olayın bir öncekinin sonucu, bir sonrakinin başlangıcı olduğunu gösterdi.
Sevgi, emek ister ya, kalbi dolduracak hakiki sevgiye giden yolda kendi sevgi depolarımızı dolu tutalım, hayallerimizin peşinden koşmayı ihmal etmeden, güzel rüyalardan güzel sabahlara uyanalım ki, sevgi dolu nesiller yetiştirebilelim.

Sevgiyi rehber edinmiş bir toplum için tek yol, başta kendimizi, içimizdeki çocuğu sevmek, sonra da kendi çocuklarımızdan başlayarak tüm çocukları bağrımıza basmaktır. Gereksiz hırslardan, üzüntülerden arındırıp gönlümüzü sevelim, sevilelim… Kimseye kalmıyor dünya bilelim…   

handan güler



4 yorum:

  1. kitap diyince akan seller duruyor umarım ilk fırsatta alırım :)

    YanıtlayınSil
  2. her anne baba okumalı hem de içindeki çocuğa okumalı sonra bir ara çocuklar da okusa olur:))

    YanıtlayınSil
  3. tolga demirel7 Eylül 2010 23:27

    "bakabileceğiniz kadar değil,yapabildiğiniz kadar çocuk" gibi farklı siyasi yorum ve mülahazaların sıklıkla dile geldiği bir dönemde, çocukları kendi haline bırakmamanın ve dünyaya onların gözünden bakmayı gerektiren bir içerik..çocuk ailenin ve toplumun en küçük bireyi,en küçük yapı taşı..toplumu inşa ederken kullanacağımız bu ufacık tuğlalar eğer düzgün yapılıp yerleştirilmezse ilk sarsıntıda yerle bir olmaya muhtaç..çocuklarımıza verdiğimiz değer onların istediği gibi mi, ya da verdiğimizi sandığımız değer ve emek karşılık bulur cinsten mi tartışılır..bunun yolu da yine empati yapmaktan geçiyor sanırım..

    YanıtlayınSil
  4. empati önemli... anlamak için anlaşılmak için:))teşekkürler tolga demirel

    YanıtlayınSil

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.