Siyah Altının Denge Ekonomisi




İnsanlık tarihine girdiği günden günümüze kadar dünya üzerinde ki ekonomik, siyasi, politik etkisini sürekli artıran “siyah altın” petrol, içinde bulunduğumuz son dönemde de tüm dünyada bütün dengeleri belirlemekte. Öyle görünmekte ki tüm dünya ülkeleri petrol yerine ikame edecekleri bir emtia bulamadıkları sürece petrolün dünya için önemi ve gündem belirleme rolü artarak devam edecek.
Dünya 2007 yılında ABD’de ilk sinyallerini almaya başladığımız mortgage ve buna bağlı olarak tüm ekonomilerde etkisi hissedilen global kredi krizi ile başa çıkmaya çalışırken, petrol fiyatları 2008 yılı içinde tüm zamanların en yüksek değeri olan 150$ ile rekor kırdı. Petrolde ki bu değer artışı, sadece mevcut ekonomik durumlardan kaynaklanmamakla birlikte daha önceden süre gelen arz kaynaklı fiyat artışları, petrolün yenilenemeyen bir kaynak olması, dünya genelinde artan ekonomik büyüme karşısında talepte artış gibi sonuçlar doğrultusunda meydana geldi. Gelinen noktada aşırı oynaklığa sahip petrol fiyatları tüm dünya ekonomileri için sıkıntı yaratmaya devam etmekte. Lakin petrol fiyatlarının yüksekliği kadar aşırı değer kaybı da ekonomiler için sıkıntı yaratmakta.
Bu dalgalı seyirde elbette Türkiye gibi petrol konusunda % 90 gibi yüksek bir oran ile dışarıya bağımlı  bir ülkede işlerin beklendiği gibi gitmediği kesin. Yüksek seyreden petrol fiyatları mamul maliyetlerini olumsuz olarak etkilediği için enflasyonist bir baskı oluşturarak yüksek enflasyona sebep olmakta. Enflasyon ile mücadelede Türkiye  gibi ülkelerin en büyük silahı faiz artışı sonucunda değerlenen yerel para cinsi (TL) cari açık sorununu beraberinde getirmektedir. Değerli TL’nin dış piyasada alım gücü artmakta, iç kaynaklar ile üretilen yüksek maliyetli ürünler yerine nispeten daha ucuz konumda ki yurt dışı kaynaklara yönelmede etken olmaktadır. Ülkemiz artan petrol fiyatları karşısında petrol talebinde görece bir gerileme yaşasa bile artan maliyetler neticesinde  daha çok parayı petrol alımı için kullanmaktadır. Keza TL’nin diğer para birimleri karşısında ki alım gücü dış ticarette ithalat lehine bir gelişimin yolunu açmış, bu ve artan petrol fiyatları ülkeden döviz çıkışını artırmıştır.
Cari açığın finansmanı noktasında klasik uygulamalar içinde petrol alınan ülkeler ile dış ticaret hacmimizde ihracatı lehimize çevirmeyi amaçlasak da, halen sermaye yoğun üretim yapısını emek yoğun üretimin önüne istenildiği kadar çekemeyen ülkemizde bunun istenilen düzeye ulaşamadığını söyleyebiliriz. Ayrıca artan maliyetler karşısında enflasyonu dizginlemek amacıyla artırılan faizler güçlü TL’yi ihracatçılar açısından bir sorun haline getirmekte, ülkemizin dış piyasalarda ki rekabet gücünü sınırlandırmaktadır.
Artan faiz oranları ile birlikte ülkemiz gelişmekte olan ülkeler içinde en yüksek reel faiz oranına sahip olması sebebiyle sıcak parayı cezp etmekte, bununla birlikte bu özellik dünya üzerinde volatilitenin arttığı dönemlerde ülkemiz açısından bir kırılganlığıda beraberinde getirmektedir. 2008 yılı içinde dalga dalga kendini hissettiren küresel kredi krizi esnasında sermaye piyasalarında yaşanan çıkışlar bu durumun en güzel örneğidir. Çalkantılı dönemlerde güvenilir liman arayışına giren sıcak paranın ülkeden çıkarken ekonomik dengeleri alt üst etme ihtimali her zaman bulunmaktadır. Bu durumu bertaraf etmek için de merkez bankası emniyet sübabı olarak, diğer ekonomiler ile kıyaslandığında görece yüksek faiz kozunu oynamaktadır. Merkez Bankasının attığı bu adımlar reel sektörü üretim kıskacına almakta, üretilen mamullerin maliyetinin yüksekliği ile birlikte  pazarlanma sorununu açığa çıkartmaktadır. Öyle ki bu konu merkez bankasının faiz artışı kararlarının mahkemelere taşınması kadar reel sektör ile merkez bankası arasında polemik halini almıştır. Üretilen ürünün uygun koşullarda nakliyesi ve pazarlanması da yüksek petrol fiyatlarının maliyet enflasyonu çapasına takılmakta ve yüksek faiz dışında ikinci bir olumsuz etkiyi ihracatçılar açısından ortaya çıkarmaktadır.
Petroldeki kabaran fatura sadece makro anlamda değil aynı zamanda mikro dengeleri de bozmaktadır. Nihai tüketici açısından vergiler sonrası dünyanın en pahalı benzinini kullanmakta olan hane halkı, talebi kısma yoluna gittiyse de tükettiği hizmet ve ürünler üzerinden dolaylı olarak bu artışlardan etkilenmektedir. Petrolün hem işlenmiş olarak değerlendirilmesi hem de sanayi alanında hammadde ve ara mamul olarak kullanılması bu durumu kaçınılmaz kılmıştır. Petrolün neredeyse tüketilen her ürün ve hizmetin içinde direkt ya da dolaylı olarak bulunması, fiyat artışlarına karşı enflasyonu dizginlemek amacıyla artan faiz oranının marjinal etkisinin istenen düzeyde olmamasına neden olmaktadır. Türkiye’nin son on yılda ısınma sorununun çözümü için yapmış olduğu doğal gaz yatırımları da enerji faturamız için olumsuz etki yapmaktadır.  

2000’li yılların başında merkez bankalarının küresel ekonomiyi canlandırmak amacıyla piyasalara bol likidite pompalaması tüketimi artırmış ve büyüme hedeflerinde amaçlara ulaşılmıştır. Özellikle artan tüketimi karşılamak için daha çok petrol talep eden Çin, Hindistan gibi dünyanın gelecekte ki üretim üssü olmaya aday emek yoğun ülkeleri, petrol fiyatlarının artışında yukarı yönlü etkide bulunmuşlardır. Artan petrol fiyatları doların tüm dünyada değer kaybetmesine, petrol gelirlerinden açığa çıkan sıcak paranın daha çok menkul ve gayrımenkul yatırımları üzerine yoğunlaşmasını yol açmıştır. Bu durumda gelişmekte olan ülkeler sıcak paranın çekim merkezi haline gelmiştir. Türkiye’de de gerek borsa ve bono cephesi gerekse gayrımenkul sektörü bu ilgiden nasibini almış ve yabancı yatırımcıların portföylerinde Türk yatırım araçları yüksek oranlara ulaşmıştır. Ancak petrol fiyatlarının ekonomiler üzerinde oluşturduğu marjinal çarpan etkisi 2008 yılı içinde kendini iyice hissettiren küresel ekonomik kriz ile eski gücünü kaybetmiş, petrolde yaşanan artış bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sıkıntıların cari açık ve enflasyon şeklinde açığa çıkmasına neden olmuştur.
Küresel kredi krizini şok faiz indirimleri ile aşmaya çalışan ABD petrolde ki artışın şimdiye kadar ki baş aktörü gibi görülsede, enflasyonist baskıların açığa çıkması ile birlikte yeni indirimlere gitme konusunda eskisi kadar istekli davranmayacağını açıklaması ile petrolde düşüşün ilk sinyallerini vermiştir. Yıl başından beri sıklıkla telafuz edilen küresel durgunluk kaygılarıda yükselen tansiyona eklenince fiyatlar üzerinde trajik gerilemeyi beraberinde getirmiştir.
Petrolde ki düşüş ilk planda ülkemiz için cari açığın azalma şansını doğursa da göründüğü kadar müspet etkiler getirmeyebilir. Ülkemiz ekonomisinin ihracata dayalı büyüme stratejisi, durgunluk kaygıları neticesinde düşen petrolden olumsuz etkilenebilecektir. Kredi krizinin ihracatımızın büyük kısmını yaptığımız avro bölgesine sıçraması ve bu bölgede yaşanabilecek durgunluk, ihracat rakamlarımızda bir gerilemeyi ve de Türkiye ekonomisi üzerinde büyüme sorununu beraberinde getirecektir. Nitekim Türkiye ekonomisi 2001 yılından beri en kötü çeyrek büyüme performansını tam olarak geride bırakamamış ve bu tezin doğruluk payını açığa çıkarmıştır. Ayrıca Türkiye’nin sıcak para çekebilmesi, sürdürülebilir büyüme ile gelen parayı finanse edebilme becerisine bağlıdır. Türkiye gibi cari açık veren ve bu açıkları ihracat kanalıyla çözümlemeyi hedefleyen ekonomilerin en büyük sigortasının istikrarlı büyümeden geçtiğini düşünecek olursak, durgunluk kaygıları ile düşen petrolün olumlu etkisi sınırlı kalabilecektir. Enflasyonu dizginlemek amacıyla yapılan faiz artışlarının iç talebi baskı altında tutması da iç dinamiklere bağlı bir sürdürülebilir büyümenin mümkün olmadığını göstermektedir.
Sonuç olarak Türkiye’nin cari açık sorunu içinde en büyük etkinin artan talebe ve fiyatlarda ki artışa paralel olarak petrolden kaynaklandığı yadsınamaz bir gerçek. Petrolün yerine ikame edilebilecek enerji kaynaklarının bulunmadığı, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik girişimlerin sınırlı ve etkisiz kalması, ülkemizin petrol faturasının kabarmaya devam edeceği gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Değerli petrolün meydana getirdiği olumsuzluklar kadar büyüme ve durgunluk kaygıları neticesinde aşırı gerileyecek fiyatlarında olumlu etki anlamında sınırlı olabileceğini söyleyebiliriz. Enerji maliyetleri neticesinde artan cari açığın emek yoğun sermaye ihracatından sermaye yoğun ihracatına kayması, ihracat yapılan ülkelerin çeşitlendirilmesi, petrol alınan ülkeler ile aramızda dış ticaret hacmimizin ihracat lehine kaydırılmasının amaçlanması petrol fiyatlarının ülkemiz ekonomisi üzerinde meydana getirebileceği kırılganlıkları en az seviyeye indirecektir.
tolgahan osmanoğlu


2 yorum:

  1. bilgilendirici yazı için teşekkürler

    YanıtlayınSil
  2. Site çok cansız:)
    Siyah altın'dan sarı altına geçti dünya devri...
    Yazı için teşekkürler...
    Bundan sonra vakit bulursam, İnşaallah yorum da ekleyeceğim dostlar...

    Seçkin Deniz

    YanıtlayınSil

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.