İlk Çığlık: Bir Soykırımın Göbeğindeyim

 
 
İlk Çığlık: ” Bir Soykırımın Göbeğindeyim(*)" ve Gezegenin Tercümanı Olmak
 
“Cesaret de büyür mü?” Rachel Corrie (*) 
 
“Bugün yerküre başarılı olup olmayacağı kuşkulu ,ama umut dolu, yeni bir ‘barış için savaş’ deniyor; insanlar bireysel olarak tavır alıyorlar ve tüketim tercihlerini değiştirerek eli kanlı savaşçıları besleyen damarları kurutmayı seçiyorlar. Eski tür stratejiler tarihin derinliklerine gömülüyor. Bilgiye ulaşmada sınırların kalktığı yeni yüzyıl yeni mücadele araçlarını gerektiriyor. Yeni savaşlar insanlığın gelişimine paralel olarak, fiziksel güçlerden değil, sözlerin ve tercihlerin gücünden beslenecekler.” Seçkin Deniz
 
İsrail’in Gazze’de çocukları, kadınları ve diğer sivilleri öldürdüğü 27 Aralık 2008 saldırısının devam ettiği günlerde, sözümona ateşkesi görüşmek için İsrail’e gelen BM Genel Sekreteri Ban Ki- Mon’un İsrailli yöneticilerle yediği yemekte attığı kahkahalar Dünya’nın kulaklarını tırmalarken aynı zamanda Gazze’deki BM binaları ve okulları da bombalanıyordu. Ki; BM Sekreteri, BM Güvenlik Konseyi’nin güç bela(ABD’nin İsrail’in baskısıyla ancak çekimser kalarak zımnen desteklemesiyle) aldığı saldırıları durdurma kararını hiçe sayan İsrailli yetkililerle görüşmek üzere ayaklarına gittiğini de unutmuştu. Ban Ki-Mon Tipik bir Siyonist çembere alınmışlık duyarsızlığıyla olayları izliyor ve büyük bir zavallı olarak ‘Aşağılık Sessizliğin Resmi’ne karikatür karakteri olarak giriyordu. Karikatürlerde O artık ABD, AB ile birlikte Gazze’deki kan gölünü izleyen Dünya kafalı bir karikatür karakteriydi. Gezegen için BM Genel Sekreteri en iyimser bakışla da olsa artık bir tercüman değildi, bir hak savunucusu değildi.
 
Yunanistan’ın Devlet Televizyonu Net TV, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 29 Ocak 2009 tarihli Davos’taki Gazze konulu oturumda İsrail ‘in Nobel Barış Ödüllü Cumhurbaşkanı Peres’e “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyerek verdiği barış dersinden hemen sonra: “Aslında Başbakan Erdoğan gezegenimizdeki çok kişinin söylemek istediklerini dile getirdi” şeklinde basit ve sâde bir dille yayın yaparak özelde kendilerinin genelde Dünya’nın bir türlü liderler düzeyine çıkamayan hissiyâtını aktardı(1). Bu tepki kendi tarihsel derinliği ile de çok anlamlıydı. Üstelik Yunanistan’da aylardır süren bir iç karışıklık vardı ve onlar bu tepkileriyle, kendi sorunlarına rağmen Gazze’yi izlediklerini, Gazze’ye dair duygular/düşünceler geliştirdiklerini de kanıtlıyorlardı. Hatta daha önce Yunanistan’ın başkenti Atina’da İsrail’in Gazze operasyonunu protesto gösterileri yapılmıştı. Yunanistan Parlamentosu’nun da bulunduğu Sindagma Meydanı yakınındaki Roma Kapısı’nda toplanan göstericiler, saldırıları kınayan sloganlar atmışlardı. Gösteriye Yunanistan Kamu Çalışanları Konfederasyonu (ADEDY) ile İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (GESEE) yanı sıra, Yunanistan-Filistin Dostluk Derneği, Yunanistan Müslüman Birliği, ‘Özgür Gazze’ Hareketi ve sol organizasyonlar katılmışlardı.(2)
 
 
Mısır, İran ve diğer Arap Ülkeleri’nin halkları da bu tercümanlığı desteklerken, Başbakan Erdoğan, aslında Davos’taki bu tepkiden çok önce Gazze’deki soykırıma karşı çıkan ama seslerini duyuramayan her dinden insanın da ortak sesi oluyordu. Başbakan’ın son ‘Davos Çıkışı’ önceki çıkışlarını bütünleştiriyor ve bir ‘son vuruş’ konseptinde Dünya’nın birçok insanının duygularına tercüman olarak vicdânî/zımnî bir seçim sonucunda tercümanlık temsiliyeti/sıfatını hak etmesini sağlıyordu. . Vicdânları örselenmemiş insanların verdikleri ânî tepki, gezegenin gelişmeleri sessizce izlediğini, daha önce de İsrail’i devlet terörü yapmakla suçlayan Başbakan’ın verdiği beyânlarla aslında Davos’taki tepkisinin bir refleks olarak ortaya çıkmadığını, Dünya’nın O’nu empati/sempati duyarak izlediğini gösteriyordu.
 
 
Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta ki Gazze konulu oturumda, BM Genel Sekreteri, Arap Birliği Genel Sekreteri ve İsrail Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu ortamda ABD Başkanı B.H.Obama’yı ‘Kimsesizlerin Kimsesi’ olmaya davet etmesi ve çirkin Davos tertibi sonrası İstanbul’da 30 Ocak 2009 saat 03.00 te İstanbul Atatürk Havalimanında, kendisini karşılamaya gelen binlerce kişiye “Biz kimsesizlerin kimsesi olmaya devam edeceğiz” demesi, onun yeni ve büyük bir hedef belirlediğini, yerel bakıştan küresel bakışa dümen kırdığını ortaya koyuyordu. Obama’nın davetine icâbet edip etmeyeceğine dair herhangi bir beklenti içinde olmadığının da ilânı demekti bu. Ve Başbakan bakışının temeline ‘insânî’ figürler dışında hiçbir şey yerleştirmeyerek de, büyük bir siyâsî nezâket gösteriyordu; Son Siyonist-Haçlı seferlerinde İslâm’a hakaret eden, şiddete mübarek Kur’an ayetlerinden zorlama-uydurma deliller getirerek (Davos’taki Gazze konulu oturumun moderatörü David İgnatus’un romanından senaryolaştırılan ‘Yalanlar Üstüne’ adlı filmde bu sahneler ustalıkla canlandırılmakta ve şiddet, şiddeti üreten ABD’nin aksine Müslümanların üstüne yıkılmakta, yapılan bazı(!)yanlışlıklar (!),bazı CIA ajan ve yöneticilerinin hatası olarak lanse edilirken terorist(!) Müslümanlarla ayetler üzerinden derin(!) tartışmalara girilmektedir) Müslüman avı başlatan zihniyetin tersine, insanlar ve Devletler sebebiyle hiçbir dine haksızca yüklemelerde bulunmuyordu. O’na göre zaten insânî olanın kesin sınırlarını belirleyen sadece ve yalnızca ‘İlâhî’ olandı. İnsanların hislerine tercüman olmak için de en gerekli ve yeterli olan da buydu.
 
 
Türkiye’nin bölgesel ve küresel sorunlarda arabulucu olmaya çalışmasını, ‘Kendi kendine gelin güvey olmak’ seklinde sınıflandırarak küçümsemeye çalışan yerli-yabancı Anti-Erdoğanist topluluğun fertleri, Batı Medeniyeti açısından da yüz kızartıcı olan, Davos’taki diplomatik rezâleti değerlendirirken, İsrail’in kazanç hânesine yazmak üzere, Başbakan’ı ‘Öfke Nöbeti’ içinde olmakla suçlar ve onu tedavi olması gereken bir hasta telakki ederken kendi kör kibirlerinde boğulduklarını ve gezegen tarafından yalnızlaştırıldıklarını fark edemiyorlardı. Nitekim az sonra Başbakan Davos’u terk etmeden önce helikoptere binerken İsrail Cumhurbaşkanı özür dilemek üzere Başbakanı telefonla arıyordu ve oynanan oyun Siyonizmin ve taraftarlarının hezimetiyle sona eriyordu. Gezegen, olanların tümünü canlı yayınlarla şeffâflığın semboli hâline gelen Başbakan Erdoğan’ı izleyerek öğreniyordu. Ve içinde vicdan taşıyan her dünyalı büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla onu alkışlıyordu. Erdoğan, yıllardır Dünya Liderleri’nin gündemine giremeyen bir soykırımı hiç kimsenin “Ben duymadım”, demesine imkân vermeyecek şekilde haykırıyordu. Bir şey daha ekliyordu Erdoğan, “Davos benim için bitmiştir”. Bu cümle gezegende yaşayan diri vicdanlılar için şu demekti: ” Küresel hegemonya devri sona ermiştir, sizlerin tercümanı olan ben bunu da ilan ediyorum”. Ve herkes bunu doğru anlamıştı. Gezegende tarih tekerrür ediyor; bir devir kapanıyor, bir devir açılıyordu. Nitekim Başbakan 31 Ocak 2009 tarihinde de Topkapı da ‘Panorama 1453 Tarih Müzesi’nin açılışını yaparken, nostaljik bir duruş ve duyuşla yeni bir çağ daha açıyordu.
 
 
Başbakan'ın tavrı duygusal mıydı? Bazılarınca duygusallıkla diplomasiyi ayırt etme girişimi olarak algılanan bu çaba, bu onurlu duruşu “Öfke Nöbeti, Öfke Kontrolsüzlüğü” gibi saçmalıklarla kirletmeye kalkışmaktan; İngiltere, Almanya, İtalya, Amerika ve İsrail'le aynı pencereden bakmaktan başka bir şey değildir (Bakınız Die Velt, The Times, Seçkin DENİZ). Ve yalan söylemektir. Diplomasi, masumları katledip haklı görünmek demek değildir. Bazen diplomasi Başbakan Erdoğan'ın yaptığıdır. Başbakan yeni bir vizyona sahiptir ve bu vizyona uygun yeni kavramlar ve kurallar koyuyor, eline silah almadan ve herhangi bir nükleer bombanın düğmesinde parmağını tutmadan yeni eylem türleri geliştiriyordu. Zaten haksızlık üreten ve bu haksızlıkları saklayan/koruyan eski söz ve tavırlarla yeni şeyler söylemek imkânsız değil midir? Erdoğan yeni şeyler söylüyordu ve gezegendeki insanlar bu yeni şeyleri duyduklarını, onu tebrik ederek ve alkışlayarak duyuruyor, onu seslerinin temsilcisi olarak seçiyorlardı. Tarihte ilk kez insanlar kendilerinden olmayan başka bir insana böylesine destek veriyorlar; onu bir kahraman gibi coşkuyla karşılıyorlardı.
 
 
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Güvenlik Konseyi, Avrupa Birliği, Arap Birliği ,Rusya-Bağımsız Devletler Topluluğu, Çin, Japonya ve özelde Dünya’nın tüm devletlerinin sessiz kaldığı Filistin’deki soykırımı seslendirmeye çalışanlar yok muydu? Evet, vardı ve Erdoğan onlar var oldukları halde varlık seslerini duyuramadıkları için onların da tercümanı oldu. Erdoğan’ı tercüman yapan onlardı; onların duyuramadıkları, duyurmaktan korktukları/korkmadıkları seslerinin Türkçeleşmiş haliydi. Vatikan, Küresel bazı sivil toplum kuruluşları, Siyonizm karşıtı Yahudiler, vicdân sahibi Hıristiyanlar, İran’ın Ayetüllahları, Araplar ve daha yüzlerce, binlerce, milyonlarca insan Filistinlilerin seslerini yüksek yerlere ulaştıramamalarına karşılık, bunu başarabilen Başbakan Erdoğan’ı ‘Tercüman’ olarak ilan ediyorlardı. O’nu ezilen halkların sesi olarak alkışlıyorlardı. Başbakan Erdoğan, 2003’te Gazze’de Filistinli bir doktor’un evini yıkmaya gelen İsrail buldozerinin karşısında durarak ölüme meydan okuyan ve cesaretiyle ölüme gitmeyi göze alan Amerikalı Genç kız Rachel Corrie’ye bir vefa borcu ödüyordu; insanlığın vefa borcunu. Dikkat ediniz; aşağıda incelediğimizde görülebileceği gibi, Başbakan Erdoğan’ın bu tepkisinde odaklanan yaklaşımlar Başbakan’ı doğal bir sözcü hâline getiriyor.
 
 
Özgür Avrupa’nın özgür ülkelerinin seçilmiş özgür liderleri çıkarlarından kaynaklanan korkuları gereği( En zengin 500’ün 137’si Yahudi) suspus oturur ve izler; İngiltere, Almanya, İtalya, Danimarka Hükümetleri nezdinde İsrail’e destek verirken; Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, İsrail ve Hamas'a şiddete son vererek acil ateşkes sağlanması konusunda çağrıda bulunmuş, "Anlaşmayı bozan Hamas'tır. Hamas, İsrail'e roket atarak çatışmaları başlatmıştır. Hiçbir devlet böyle bir saldırı karşısında tepkisiz kalmayı kabul edemez" demişti. İtalya'da İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını protesto amacıyla düzenlenen ve Müslüman göçmenlerin de katıldığı protesto gösterilerinde, Hamas'ın desteklenmesi ve İsrail bayraklarının yakılması, merkez sağ hükümetin tepkisine neden olmuş, Başbakan Silvio Berlusconi'nin danışmanlarından Carlo Giovanardi, Hamas'a destek veren göçmenlerin İtalya'dan sınır dışı edilmelerini ya da oturma izinlerinin yenilenmemesini önermişti. Medi Wangen isimli bir Alman, "Ben artık uyuyamıyorum. Uyursam kabüslar görüyorum ve ağlayarak uyanıyorum" demiş, savaşın suçlusu olarak Hamas'ı gösteren Başbakan Merkel'i eleştiren Wangen, "Bayan Merkel'in dünyadan haberi yok. Merkel silah endüstrisini destekliyor. Almanlar da diğerleri gibi savaşa katılmış sayılır. Kassam roketlerini duyunca delirecek gibi oluyorum. O silahları İsrail kullanıyor ama onları üretenlerin arasında büyük ihtimalle birçok Alman silah firması da yer alıyor" diye tepkisini dile getirmişti. İngiltere ise tüm resmi damarlarıyla İsrail’e bağlıydı. Bütün bunlara karşılık Avrupa’nın her yerinde günlerce İsrail karşıtı protestolar düzenleniyor ve her dinden insan bu katliama karşı çıkıyordu. Norveç işçi Partisi Milletvekillerinden Espen Johnsen İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e verilen Nobel Barış Ödülü’nün geri alınmasını savunurken şöyle diyordu:”Peres’in Gazze İşgalini savunması Tüyler ürpertici, 1994’te verilen Nobel ödülüne layık değil”(1)
 
 
Uzunca bir süredir İsrail ile ilişkilerini soğuk buz maskesine yatıran Vatikan bile sahip olduğu devâsa ekonomik güce, psikolojik baskı mekanizmalarına ve yeryüzünü bir karınca ağı gibi saran misyonerlerine rağmen Yahudi lobilerinin gücünden korkuyor; cılız sesler çıkarmaktan başka bir şey yapmıyordu. Vatikan’ın Adalet ve Barış Konseyi Başkanı Kardinal Renato Martino’, "Gazze giderek büyük toplama kampı haline getirildi" dediğinde, Papa 16. Benediktus da hemen bir yanar döner poltikayla, İsrail’in ve Hamas’ın tedhişle sonuca ulaşamayacağını belirtmişti. Kardinal Martino, "Gazze’nin büyük bir toplama kampı olduğu" şeklindeki açıklamasının İsrail’in tepkisine yol açması üzerine, bu sözlerinde İsrail karşıtı bir şey bulunmadığını söyleyerek kuyruğunu cübbesinin içine çekerek Hamas’ın İsrail’e saldırılarını da kınayan Kardinal, "İsrail’in kendini savunma hakkı elbette mevcut ve Hamas bunu hesaba katmalı. Bir karıncayı bile saptamaya olanak sağlayan teknoloji olup da bu kadar çocuk ölürse, BM okulları bombalanırsa buna ne demek gerek" ifadesini kullanmıştı.(3)
 
 
Vatikan üzerinde ‘Hitlerle işbirliği yapmış olma’ yaftası demoklesin kılıcı gibi dolaşıp duruyordu. Son günlerde Papa 16. Benedict'in, Yahudilerin Nazi Almanya'sı döneminde gaz odalarında öldürüldüklerine dair iddiaları reddeden İngiliz piskoposun aforozunu kaldırması Yahudi yetkililerin tepkisini çekti. CNN'in haberine göre, felsefi görüş ayrılığı yüzünden aforoz edilen Saint Pius X cemaati mensubu Piskopos Richard Williams dâhil 4 piskopos Katolik kilisesine cumartesi günü yeniden dâhil etti. Bu karardan bir kaç gün önce İsveç televizyonuna konuşan Piskopos Williams, 6 milyon Yahudi'nin gaz odalarında Hitler tarafından bilinçli bir şekilde öldürülmesinin tarihi bulgulara zıt olduğunu hatta gaz odaları diye bir şeyin olmadığını söylemiş, 200 ila 300 bin civarında Musevi'nin Nazi kamplarında hayatını kaybettiğini ve bunlardan hiçbirinin gaz odasında ölmediğini öne sürmüştü. Papa'nın Katolikleri birleştirmek için Piskopos Williams'ın aforozunu kaldırma kararı alması, İsrail ve değişik ülkelerde yaşayan Yahudilerin sert tepkisine neden oldu.(4) Nihayetinde Vatikan’ın bile hareket alanı çok dardı. Yahudilerin ellerindeki ‘Soykırım’ kartının kullanım süresinin dolmaya başladığı da son çıkış denemelerinden anlaşılabiliyordu. Sindirilmiş olan Papa II. Dünya Savaşı’nda kendi kurumuna yüklenen yükten kurtulma zamanının geldiğini biliyor; ancak güçlü bir çıkış yapamıyordu. Başbakan’ın çıkışı onları da rahatlattı.
 
 
En küçük fırsatta savaş çığlıkları atan İsrail’i yok edilmekle tehdit eden İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad,bu tavrıyla uluslararası arenada İsrail’in elindeki nükleer silahların sorgulanmasını da engellemiş oluyordu.Ne fayda ki; İran ne yaparsa yapsın İsrail kendisine sataşacak bir neden üretiyordu; Gazze’ye saldırısını da İran’a saldırısının bir provası olarak görüyor ve bunu açıkça söylüyordu. Lübnan’da Hizbullah’a karşı yaşadığı büyük bir yenilginin sorumlusu olarak da İran’ı gören İsrail, İran’ın Hamas’ı da desteklediğini, Gazze’de ölen çocukların asıl katilinin İran olduğu tezini işliyordu. Hindistan’dan Fas’a kadar hükmetmek istediği bir coğrafyadan bahsedilmesine bile tahammülü yoktu İsrail’in; İran’ın fikirlerinin dinlenmesine asla izin veremezdi. Davos statejisini değerlendiren Büyük Ayetullah Nasir Mekarim Şirazi, Başbakan Erdoğan'ın ''yeni bir savaşı önlediğini ve barışa büyük katkı yaptığını'' belirterek, kendisine Nobel Barış Ödülü verilmesini önerdi.''Erdoğan'ın bu cesurca itirazının bölgede barışın temellerini güçlendirdiğini, Nobel Ödülü mesullerinin insaf ve cesareti varsa, Nobel Barış Ödülünü Erdoğan'a verirler'' diye konuştu. Şirazi, ''Türkiye Başbakanının tutumu, bir yandan savaş isteyen siyonist İsrail rejimini her zamankinden daha çok rezil etti ve yalnızlığa itti, diğer yandan Filistin halk direnişine güç ve moral bağışladı'' ifadelerini kullandı. Şirazi, Erdoğan'ın konuşmasının, ''savaş ateşini körükleyen uzlaşmacı Arap liderlerini, kendi milletleri ve İslam dünyası karşısında daha çok utandırdığını, İsrail'i destekleyen Batılı ülkeler için de bir uyarı olduğunu'' belirtti(5)
 
 
Büyük Ayetullah Lütfullah Safi Gülpaygani de mesajında, Erdoğan'a hitaben ''1,5 milyar Müslüman ve vicdanı özgür tüm insanlar, sizi ve büyük Türk milletini takdir ediyor'' ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Meclis Başkanı Ali Laricani, Uzmanlar Meclisi ve Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanı Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani, Anayasayı Koruyucular Konseyi Genel Sekreteri Ayetullah Ahmed Cenneti, Bakanlar Kurulu ve Meclis üyeleri başta olmak üzere çok sayıda siyasi , dini lider ve sivil toplum kuruluşları Başbakan Erdoğan'a ''teşekkür'' mesajı yayımlamışlardı(6). Başbakan Erdoğan İran’ın da sesinin duyulmasını sağlamıştı.
 
 
1967’den beri Mısır Siyaseti’nin içinde olan eski Dışişleri bakanı Amr Musa 2001’den beri Arap Birliği genel sekreteriydi ve İsrail’le işbirliği yapmakla suçlanan Hüsnü Mübarek’in tipik bir örneği idi. Başbakan Erdoğan’la Davos’taki Gazze oturumunda o da vardı. İsrail’i eleştirdi, ancak başlangıçta bir Arap sorunu olan Filistin için yeni bir şey söylemedi. Başbakan Erdoğan ile Peres arasındaki çatışmada Başbakan oturumu terk ederken onu ayağa kalkıp uğurlayarak tepki verebildi;onunla birlikte salonu terk etme cesaretini gösteremedi.. Ancak hemen ardından yaptığı açıklamada: "Erdoğan artık Arapların da kahramanı' dır” dedi. Davos Zirvesi'nde yaptığı çıkışla dünya gündemin birinci sırasına oturan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Arapların kahramanı olduğunu söyledi. Davos'tan Kahire'ye döndükten sonra Türk gazetecilerin sorularını cevaplandıran Musa, Erdoğan'ın Ortadoğu'da çok önemli bir simge ve lider olduğunun da altını çizdi. Erdoğan'ın Gazze saldırılarının başlamasından itibaren çok onurlu bir duruş sergilediğini ifade eden Musa, Erdoğan ve politikalarına çok güvendiklerini ifade etti.(7) Mısır’ın korkularını yenmesine, büyük utanç çukurundan çıkmasına yardım etti Erdoğan. Hemen ardından Mübarek'in sağ kolu Mısır Parlamentosu Başkanı Ahmet Fethi Sorour, Türkiye'nin Ortadoğu'ya İran'ın yayılmasını önlemeye çağırarak şöyle konuştu: "Türkiye mutlaka oynamalıdır. Her şey den önce Türkiye iyi bir dost ve bölgede saygı duyulan bir güç. Türkiye'nin Ortadoğu'da barışın sağlanmasında ve korunmasında çıkarı var. Ortadoğu'da Arapların dışında iki güç var. Biri Türkiye diğeri de İran. Türkiye Ortadoğu'nun kapılarını İran'a bırakmamalıdır. Türkiye bölgede gerçek güç olduğunu göstermelidir."(8)
 
 
Gazze’deki soykırımda tüm Yahudileri sorumlu tutmanın ne kadar yanlış olduğunu, yine o bazı Yahudilerin İsrail’e karşı verdikleri mücadeleyi izleyerek görmek zor değildir. Başbakan Erdoğan katliamdan sorumlu Yahudilerle diğer Yahudileri ince ve adil bir çizgiyle ayırırken altyapısı ince bir işçilikle hazırlanmış bir tepki kompozisyonu oluşturduğunu da gözler önüne seriyordu. Amerikalı ünlü Yahudi akademisyen Prof. Norman Finkelstein, İsrail'in Gazze operasyonuna isyan ediyor, yapılan katliama çok sert tepki göstererek, İsrail'in Gazze'de Holokost (Yahudi soykırımı) yaptığını söylüyordu. Hem annesi hem babası Holokost'tan kurtulan Finkelstein, İsrail'in "delirdiğini" düşünüyor; Nazilerin II. Dünya Savaşı'nda Yahudilere yaptıkları ile İsrail'in Filistinlilere reva gördüğünü aynı kefeye koyan Finkelstein, "Gazze'de yapılan katliamdır, kıyımdır." Diyor; yakınları soykırıma uğramış Amerikalı bir Yahudi olarak İsrail'e karşı hiçbir hissî bağ duymadığını, İsrail'in barış düşmanı bir ülke olduğunu kaydediyordu.(9)Ama bu tepkileri, Siyonizm’in ördüğü duvarlar dolayısıyla duyulabilir bir şiddete ulaştırılamıyordu.
 
 
Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta bir yazısından alıntı yaparak “İsrail Haydut devlettir” andığı Ünlü İsrailli müzisyen Prof. Gilad Atzmon daha set şeyler söylüyordu: “Çok geç olmadan İsrail lağvedilmelidir!”, Atzmon, Gazze’deki katliamların sorumlularının, Eski Ahit’teki ayetleri kullanan Siyonistler olduğunu ve İsrail’in dünya için tehdit olduğunu yazıyor ve Eski Ahit’ten katliama dayanak teşkil eden kaynakları açıklıyordu(10):
“Tanrınız RAB mülk edinmek üzere gideceğiniz ülkeye sizi götürdüğünde, önünüzden birçok ulusu … kovacak. Tanrınız RAB bu ulusları elinize teslim ettiğinde, onları bozguna uğrattığınızda, tümünü yok etmelisiniz. Bu uluslarla antlaşma yapmayacaksınız, onlara acımayacaksınız."Yasanın Tekrarı (Deuteronomy) 7:1-2,
 
“… soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız. Tanrınız RAB'bin size buyurduğu gibi, onları … tümüyle yok edeceksiniz.”Yasanın Tekrarı (Deuteronomy) 20:16-17
Profesör Gilad Atzmon, (Davos sonrası ABD’deki bazı Yahudi lobilerinin dediğinin aksine) bu düşüncelerinde yalnız değildi. Prof. Dr. Rolf Verleger (57 yaşında, Yahudi Cemaati Konseyi’nde Schleswig Hollstein delegesi. 2006 yılında İsrail’in Lübnan’a giriştiği saldırıya karşı çıkan Verleger, daha önce başkanı olduğu Schleswig Hollstein Yahudi Cemaati başkanlığından alındı):” Ben sorunun iktidar sahibi olmaktan çok gerçekten ideolojik olduğunu düşünüyorum. İsrail’deki küçük, önemli azınlık, faşist milliyetçi ideolojiye sahip. Ben ve dünyanın dört bir yanında ki Yahudiler, bazıları bunların İsrail’de de yaşıyor, bu ideolojinin içinde Yahudiliği göremiyor. Örneğin bugün, Kanada’nın Montreal ve Toronto şehirlerinde Yahudilerin İsrail konsolosluklarını işgal ettiklerini ve “bizim adımıza yapmayın” dediklerini okudum. Yahudi devletinin bugün yaptığı, Yahudilerin de böyle düşündükleri anlamına gelmiyor. İsrail’de de protestolar var. Ama ne yazık ki bunlar çok cılız ve bunların güçlenmesini bekleyecek zamanımız yok.”(11) diyordu.
 
 
İsrail vahşetine karşı çıkanları anti-semitist olmakla suçlayan Siyonistler’e tahammül edemeyenlerin sayısı artıyordu. İsrail’de yerleşik muhalifler üzerinde kurulan baskıya rağmen İsrail’in ünlü gazetelerinden Haaretz’in editörü Gideon Levy kendisini tutamıyordu. Antisemitizm masallarına inat vicdanının sesini engellemekten utanıyordu.“İsrail’in ikiyüzlü doğrucuları” diye bağıran Gideon Levy, İsrail’de yüzlerce masum Filistinlinin katledildiği Gazze savaşını “meşru gören” insancıllara çatıyor:” Bu savaşı meşru gören tüm suçlarını da meşru kılar. Kim ki bunu savunma olarak görür, sonuçlarının da ahlaki sorumluluğuna katlanır. Her kim siyasileri ve orduya devam etmesi için cesaretlendirse, o savaştan sonra alnında Kabil’in işaretini taşıyacaktır. Savaşı destekleyenler, şiddete de payandadır.”(12)demekten kendini alamıyordu.
 
 
27 Aralık cumartesi günü Gazze’ye saldırdıklarında savaş suçlusu İsrailliler, dini yasağı umursamadıklarını, işlerine geldiği zaman Tevrat ayetlerini kullanarak dindar göründüklerini ilan etmiş oluyorlardı. Ancak Dünya gözyaşlarını tutamıyor ve tepkiler bir çığ gibi büyüyerek insanları İsrail ve Amerika orijinli tüketim maddelerini boykot etmeye karar veriyorlardı. Vahşete karşı yeni bir savaş tekniği üretiyordu gezegenin vicdan sahibi insanları; din, dil ve ırk gözetmeden.
 
 
Naomi Klein(İngiliz The Guardian gazetesi editörü):” Yeter!Boykot Zamanı! Tam zamanıdır. Hatta geçti bile. Sürekli daha da kanlanan bu işgali sonlandırmak için en iyi strateji, İsrail’i, Güney Afrika’daki ırkçılığa son veren küresel hareketin hedefi haline getirmekte. 2005 Haziran’ında büyük katılımlı Filistin grupları bunu yapmak için planlar hazırladı. “Tüm dünyanın vicdanlı insanlarına geniş boykot yapma ve ırkçılık zamanlarında Güney Afrika’ya uygulananlara benzer olarak İsrail’e tecrit girişimleri başlatma” çağrısı yaptılar. Boykot, Tecrit ve Yaptırım (BTY) kampanyası böyle doğdu"(13) diyordu.
 
 
Sonja Karkar(Filistin için Kadınlar'ın kurucusu ve Melbourne/Avustralya'daki Filistin için Avustralyalılar'ın kurucularından biri) “İsrail'in savaş köpekleri bir süredir kan için ulumaktaydı. Avlarının izini açgözlü bir tutkuyla sürüyorlardı; açlıktan gözlerini döndürense yiyecek değil katletmeye hazırlandıkları Filistinlilerdi. Şimdi köpek sürüsü dişlerini göstererek ve hırlayarak Gazze için çemberi daraltıyor, yandaşları ise kirli işlerini gökyüzünden halletmekte. Onlara göre kadın ve çocukların kanı, onları savunan erkeklerinkiyle aynı kokuyor”(14)
 
 
Günler geçiyor, diplomatik manevralar akan çocuk ve masum kanını durdurmuyor BBC’nin saldırı başladığında “Üç hafta sürebilir” dediği savaş 22 gün sürüyor; iki kadın, ABD Dışişleri Bakanı Rice ile İsrail Dışişleri Bakanı Livni, G.W.Bush Başkanlığı devretmeden üç gün önce vahşeti durduracakları yerde orta doğuya yönelik yeni bir işbirliği anlaşması imzalıyorlardı. Ancak; yeni ABD Başkanı’nın bu saygısızlığı hoş karşılamadığı dışarıya yansıyordu. Mike Whitney(Kuzey Batı Pasifik’te yaşayan araştırmacı-yazar )“Birkaç gün önce Obama danışmanı Zbigniew Brzezinski televizyonda yaptığı bir konuşmada son sekiz yılın Filistin/İsrail ihtilafını çözmenin ABD’nin bölgedeki menfaatleri için hassas olduğunu kanıtladığını söyledi. Ayrıca son savaşın iki tarafın da ABD müdahalesi olmadan barış elde edemeyeceğini gösterdiğini ekledi. Brzezinski'nin yorumları gösteriyor ki en azından Obama tarafı Hamas temsilcileriyle düşük seviyede (gizli?) görüşmeler düşünüyor”(15)şeklinde düşünceler üretiyordu.
 
 
Başbakan Erdoğan tıkanan diplomasi’den sıkılarak Davos’ta Gazeteci Hüsnü Mahalli’nin deyimiyle ‘adını altın harflerle tarihe yazdırırken’ gezegenin başka kadınları da büyük bir asalet sergileyerek Gazze’yi destekliyorlardı. İsrail'in çoluk çocuk demeden Gazze'de giriştiği saldırıları 'insanlık dramı' olarak değerlendiren, adı Filistin davasıyla özdeşleşen eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Wim Duisenberg'in eşi Gretta Duisenberg, sevinç içinde Başbakan Erdoğan'ın Davos'ta sergilediği tavrı gurur verici olarak gördüğünü söylüyor ve milyonlarca Avrupalı gibi Başbakan’ı alkışlıyordu. (16)
 
 
İnsanlar protesto gösterileri,ekonomik boykotla yetinmiyorlar; İsrailli savaş suçlularını cezalandırmanın yollarını da arıyorlardı. Ülkelerinin korkak liderlerinden hiçbir destek beklemeden bireysel veya sivil toplum kuruluşları olarak yana yakıla çözüm arıyorlardı. Nihayet İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarına karşı yasal mücadele başladı. 350 Avrupa ve Arap sivil toplum örgütü Uluslararası Suçlar Mahkemesi’nde İsrail ordusunun Gazze’deki son katliamında işlediği savaş suçlarına karşı dava açtı. İsrail Savaş Suçları Uluslararası Koalisyonu Koordinatörü Haitham Mana, , “Dava tüm Filistinli siyasi partiler tarafından destekleniyor” dedi.(17)
 
 
İsrailli Hareetz gazetesi başlık atıyordu: İsrailli İnsan Hakları Savunucuları: “Olmert, Livni ve Barak Savaş Suçlusu.”. ”Yakalama emirlerini’ de içeren www.wanted.org.il adresli site fotoğraflar ve Savunma bakanı Ehud Barak, Başbakan Ehud Olmert, Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, Savunma Bakanı Yardımcısı Matan Vilnai, Kamu Güvenliği bakanı Avi Dichter, Ulusal Altyapı Bakanı Bnejamin Ben-Eliezer, IDF Chef Of Staff Gabi Askenazi ve onun iki selefi Dan Halutz, Moshe Ya’alon ve hava kuvvetleri eski komutanı Eliezer Shkedy gibi yetkililerin kişisel bilgilerinden oluşuyor. Sitede bir de Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne İsrail dışındaki şüphelilerin yakalanabilmesi için nasıl şikayet edilebileceği bilgisini veriyor.(18)
Bütün bunlara karşılık, İsrailli savaş suçluları katliamı durdurmuyor; aksine şiddet yanlısı Hahamların ve Profesörlerin verdiği destekle fosfor bombaları atmaya, çocukları öldürmeye devam ediyorlardı. Kudüs’teki Hebrew Üniversitesinden askeri tarihçi Prof. Martin Van Craveld, “İsrail yıkılmadan önce tüm dünyayı da birlikte götüreceğimizden emin olabilirsiniz” diyor; holocoust’un intikamını milyonlarca Avrupalı ve Almanı öldürerek alabileceğini ima ediyordu. IAP’nin (Filistin İçin İslam Birliği) haberine göre, Jerusalem Friday’de yayınlanan bir söyleşi sırasında Profesör Martin Van Craveld, İsrail’in tüm Avrupa başkentlerini vurabileceklerini söylüyordu(19)
 
 
Peres’in yüzüne “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyerek tüm üstün ırk teorilerini çöpe atan Erdoğan’ı tahmin edilen bir tepki bekliyordu. Peres’in özür beyânını hazmedemeyen Amerikalı Yahudi lobileri tehdit etmekte gecikmediler. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'ta Gazze panelinde İsrail'i hedef alan sözlerine Amerika Birleşik Devletleri'nde Yahudi lobisinin önde gelen kuruluşlarından Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) sert tepki gösterdi. Erdoğan'ın Peres'e yönelik tepkisini ''zalimce bir sözlü saldırı'' olarak niteleyen örgüt, gelişmeleri ''İsrail ve Yahudilere karşı öfkenin daha da tırmanmasına neden olabilecek, herkesin gözü önünde yaşanan bir rezalet'' olarak lanse ediyordu. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin Amerikalı yahudilerin de desteğini alan yaşamsal bir ilişki olduğuna dikkat çeken Harris, ''Ama özellikle son haftalarda Türkiye'de Yahudi düşmanlığının kaygı verici şekilde tırmanmakta olduğu bir ortamda İsrail'in böylesine korkunç bir söylemle suçlanmasına seyirci kalamayız'' dedi. (20)
 
 
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Mistik Yahudi Komplolarını kontrol etme ustalığını gösterdi; İsrailli katliamcılarla Yahudileri ayrı tuttuğunu, kendi ülkesindeki Yahudilerin de koruyucusu olduğunu açıklamakta gecikmedi.
 
 
Aynı günlerde başka şeyler de oluyordu. Davos’taki vak’a’dan hemen sonra ABD Başkanı Obama, Ortadoğu Özel temsilcisinin Türkiye ziyaretini iptal ederken, İsrail yanlısı bir tutum sergileyeceği şeklindeki manipülasyonları silercesine 20 Ocak’ta devraldığı Başkanlığını kutlamak için mektup yazan İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’un mektubunu yanıtladı.Beyaz Saray Genel Sekreterliğine İsrailli Rahm Emanuel’i (Rahm Emanuel'in babası, siyonist çetelerin İngiliz ordusuna karşı girdikleri çatışmalarda Etzel adlı bir terörist örgütün üyesi. Bu örgütün 1948'den önce Filistinlilere düzenlenen saldırılarda bir çok katliama imza attığı biliniyor) getirerek, İsrail’in etkin gazetelerinden Maariv,’in Obama’nın genel sekreterliğine getirilen Emanuel için ‘Beyaz Saray’daki adamımız’ başlığını atmasına neden olan ABD Başkanı Barack Obama, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun açık mektubunu yanıtlayarak, "daha güvenli bir dünyanın kalıcı olarak inşası için barış ve dostluk ruhu içinde el ele çalışabileceklerini" belirtti."Hiç şüphem yok ki görev sürem olan gelecek 4 yıl içinde daha güvenli bir dünyanın kalıcı olarak inşası için barış ve dostluk ruhu içinde el ele çalışabiliriz. Bu fikrin verdiği heyecanla İslam Konferansı Teşkilatı ve Amerika Birleşik Devletleri arasında iyi ilişkiler tesis etmek yolunda en kısa zamanda sizinle birlikte çalışmayı beklemekteyim” (1.2.2009)(21)
 
 
Tepkilerin haddi hesabı yoktu. Davos öncesi Ürdün’de yaşanan gerginlikler Kral Abdullah’ı ABD ve İsrail’le yüz yüze bırakıyor ve hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağı gerçeği herkesin kafasına dank ediyordu. Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün kendi vatandaşlarının tepkilerini taşımakta güçlük çekiyordu. Ürdün parlamentosunda vekiller yemin ediyor,bayrak yakıyorlardı. “Amerikan ürünlerini kullanmayacağıma, ülkeye sokmayacağıma ve ailemin de bu malları kullanmasına izin vermeyeceğime yemin ediyorum.” Haaretz yazarı şöyle diyordu: "Bu sözler İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesine karşı geçtiğimiz günlerde yemin eden Ürdünlü vekillere ait. Ürdün’de yakılan ABD ürünleri, İsrail’le işbirliği yapan firmalara boykot uygulanmasına dönük çağrılar, hatta İsrail’le diplomatik ilişkilerin kesilmesi yönündeki talepler gündeme yeni gelmiş konular olmasa da Ürdünlü vekillerin parlamentoda İsrail bayrağını yakmasına ilk defa şahit oluyoruz(22)
 
 
İsrail İspanya’da bir mahkeme’de açılan savaş suçları soruşturması (Her ne kadar Davos vak’â’sı sonrasında İspanya Dışişleri Bakanı, davanın düşürülmesine çalışılacağını dillendirse de) ile Uluslararası Ceza Mahkemesi(UCM)’nde açılması beklenen dava arasında bunalmaya başlamışken, İsrail Başbakanı Ehud Olmert, kabine üyelerine Türkiye ile gerginliği besleyecek beyanlardan uzak durulmasını önermiş(23) ve akabinde İsrail Dışişleri, Türk Dışişleri ile kontakt kurmak üzere harekete geçmişti.(24) İsrail başlangıçtan beri Türkiye’nin arabulucu özelliğini korumasına vurgu yapmıştı. Yaşananlardan sonra İsrail’in bu tür girişimleri de Türkiye’nin bir lider olduğunu tescil ettikleri anlamına geliyordu. ABD'deki önemli Yahudi kuruluşlarından İnkar ve İftiraya Karşı Birlik (Anti-Defamation League-ADL), Davos'taki tartışmanın ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, eleştirilerinin hedefinin İsrail halkı ve Yahudiler olmadığını dile getirmesinden memnuniyet duyduğunu bildirerek İsrail’in bundan sonraki politikalarına temel bir endeks belirliyordu.Türkiye’nin Başbakan Erdoğan’ın şahsında üstlendiği tercümanlık/liderlik formu’nun onaylanması anlamına gelebilecek bölgesel telefon ve destek trafiği(Mahmud Abbas’ın Türkiye ziyareti, Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora’nın destek beyanı, İsrail ve Mısır’ın Türkiye’nin Suriye ve diğer bölge ülkeleriyle sürdürülen barış görüşmelerindeki rolünün sürmesini istemesi),aslında uzunca bir süredir BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği ile kısmen resmileşmiş olan bir ‘süreç’ hızlanmıştır.
 
 
Çok hızlı ve çok dolu yaşanarak geçip giden 5 gün( 29 Ocak-02 Şubat), Rachel Corrie’nin rüyâsını ve sorumluluklarını realize eden ve onun İsrail buldozerinin önünde durarak örneği görülmemiş bir ‘Büyümüş Cesaret Örneği’ olmasının aziz hâtırâsını yaşatan bir Başbakan’ı gezegenin tercümanı/sözcüsü ve bir nevi yeni lideri olarak ilan edilmesine hizmet ediyordu. Artık Amerikalıların kibirli Dünya Liderliği kompleksi yavaş yavaş sona eriyor yeni bir çağ başlıyordu. İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırımı ABD yönetiminin her tarafına sinen Siyonistlerden dolayı tek başına engelleyemeyeceğini bilen, ancak bunu seçilmiş bir partnerle yapabileceğinin farkına vararak elini uzatan Yeni ABD başkanı Barack Hussein OBAMA’da koroya katılıyor ve İKÖ Sekreterinin şahsında Türkiye Cumhuriyeti’inin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Gezegenin Ortasının Yeni Lideri olarak tanıdığını zımnen kabul ediyordu. Ve çok yüzlü diplomasî batağına saplananlara Türkiye’den tarafsız bir ses(Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner) şöyle cevap veriyordu: "Ortadoğu için Gazze öncesi ve sonrası diye iki ayrı dönem açmak mümkün. Çünkü Gazze öncesinde herkes biliyordu ama hiçbir şey söylemiyordu. Ama Gazze sonrasında ve Davos sonrasında tüm dünyaya kral çıplaktır diyen ülke Türkiye ve Başbakan Erdoğan olmuştur. Bu saatten sonra Ortadoğu'da dengeler yeniden kurulmuştur"(25). Davostaki tutum dahil Türkiye’nin ‘suçlarını’ (“Bir değişimin diğer işaretleri, Washington’u kaygılandırıyor. Türkiye, Kürt asilerine ilişkin istihbarat paylaşımı dahil olmak üzere, İran ile bağlarını güçlendiriyor. Ve geçen son bahar Erdoğan, Washington’daki bir düşünce kuruluşuna ‘Nükleer silahları olanlar, İran’dan üretmemesini isteyemez’ dedi. Ağustos’ta da Türkiye, ABD savaş gemilerinin Karadeniz’e geçmesini de bloke etti.” ) (26) sıraladıktan sonra, Amerika ve Batıdan koparak Arap radikallerine yaklaştığını ileri süren Newsweek dergisine de biz cevap verelim:”Hayır, Türkiye Gezegene yaklaşıyor ve cesâreti büyüyor!”
 
 
Seçkin Deniz
 
 
(*)Rachel Corrie,’nin Küçük bir çocukken Anne-Babasına sorduğu soru. Rachel Corie,16 Mart 2003’te Gazze'deki Refah mülteci kampında bir Filistinli doktorun evinin yıkılmasına engel olmaya çalışıyordu. İsrailli buldozer şoförü herkesin gözleri önünde çelikten canavarı üzerine sürdü, önce ileri, sonra geriye üzerinden geçti. Arkadaşları tarafından hastaneye ulaştırıldığında 24(1979-2003) yaşındaki Amerikalı Rachel ölmüştü. Ailesine gönderdiği mektupların birinde, Rachel: “Bu durmalı. Hepimizin her şeyi bırakıp hayatlarımızı bunu durdurmaya adamamızın iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Dünyaya geldiğimde istediğim şey bu değildi asla. Capital Gölü’ne bakıp ‘işte büyük dünya bu ve ben onun bir parçası olacağım’ dediğimde bunu kastetmemiştim. Ben içinde hiçbir çaba göstermeksizin müreffeh bir hayat yaşayıp bir soykırımın parçası olduğumun farkına bile varmadan çıkıp gideceğim bir hayata gelmedim... Filistin’den geri döndüğümde muhtemelen uykumda kâbuslar göreceğimi, burada kalmadığım için suçluluk hissiyle kıvranacağımı biliyorum. Bunları daha fazla çalışmaya yönlendirebilirim. Buraya gelmek hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri. Oraya geldiğimde deli saçması şeyler söyleyip çıldırırsam ya da İsrail ordusu beyaz adamları yaralamama şeklindeki ırkçı eğilimlerinden vazgeçip bir şey yaparsa, şu yargıya varmakta hiç tereddüt etmeyin: dolaylı olarak desteklediğim ve hükümetimin büyük oranda sorumlusu olduğu bir soykırımın göbeğindeyim."
 
 
Not: İsrailliler son zamanlarda en çok gargat ağacının ekimine hız vermişler. Haber 7’den Prof. Dr. Osman ÖZSOY şöyle yazıyor: “Yahudilerin İsrail’de en çok diktikleri ağacın gargat ağacı olduğunu, Hadis-i Şerif’te, Yahudilerin taşların ve ağaçların bile arkasına saklanacağı, buna karşın Gargat ağacından başka bütün taş ve ağaçların: "Ey Müslüman, Ey Allahın kulu, Yahudi arkamdadır, gel onu öldür" diyeceği ifade ediliyor. (Buhârî, Tecrid, IX, 73; Tirmizî, Birr, 25; Fiten, 2; et-Tâc, I, 25).
 
Kaynakça
seçkin deniz
(1) Star Gazetesi 31.01.2009
http://www.haber7.com/haber/20090105/Iste-Yahudileri-korkutan-hadis.php

2 yorum:

  1. Bol malumatlı ve AKP yani özelde T.Erdoğan hayranlığı üzerinde yazılmış bir güzelleme! Şu an Malatya'da konuşlandırılmış ve İsrail'in emrine amade füze kalkanı için ise bir tek laf yok!Eski yazı tabii ama isabetli gelecek öngörüsünde bulunmak, güncel siyasetin İslam düşüncesiyle yorumlanmasının hakkını vermek gerekmiyor muydu? AKP siyasetinin varlık sebebinin; FBI'dan yapılan açıklamaya göre İslamın ılımanlaştırılması konusunda hizmet ettiğini görmek zor olmasa gerek."Kur'an değişmeden ılımlı islam olmaz, her müslüman birer teröristtir.." gibi sözleri sarfeden zihniyete sürekli İslamın ymuşak yüzünü göstermeye çalılanlara methiyeler düzmek de neyin nesi? F.Gülen ne yapıyor oralarda? AKP biteviye onunla niye paslaşıp yerel siyaseti biçimlendiriyor?

    YanıtlayınSil
  2. Özden Bey, sözlerinizi anlamaya çalıştım, ama gerçekten anlayamadım.

    1. Füze Kalkanı ile bağımsız bir yazım var kalemşah'ta... bakarsanız bulabilirsiniz.

    2. Yazıyı dikkatle okudunuz mu bilmiyorum. Tayyip Bey'i alkışlayan Dünyalılardan biri olmakla suçlanıyorsam, biraz da aynaya bakmalısınız.

    3. Ilımlı islam eleştirisi getirecekseniz, diğer çalışmalarımdan düşüncelerimi öğrenebilirsiniz... Bu tür antimorfolojik yaftalarla ve kökenleriyle ilgili tahlillerim vardır.

    4. Ayrıca merak ettim; Gülen'in yazıyla ne ilgisi var?

    5. Ak parti karşıtı olmanızla yazı arasında nasıl bir ilgi olabilir? Yazı sizi neden rahatsız etti?

    YanıtlayınSil

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.