Siyah Yapı



Kapısından girdim sınıfın. Kim bilir kaçıncı girişim bu kapıdan. Menteşelere ve kimseye çarpmamak için eğik bir açıyla önümü görerek girdim yine. O saat genelde sınıfa kapıdan giriş saati olduğu için kimse çıkmazdı ters yönden. Sınıfta oturmak için girer içeri ve otururlardı, otururduk. Bir hafta diye tanımlanan zaman diliminde yedi kez dünya kendi etrafında dolanıp başladığı yere geliyordu ve biz bu yedi günlük bir hafta’yla tabir edilen zaman diliminin beş gününe bu kapıdan girerek başlıyorduk. Kolay iş değildi.

Yanılmışım, dünya aynı yerine gelemiyordu çünkü birkaç yörüngede hareket eden dünya tam bir tur atsa da güneşe göre konumu da değiştirdiği için tam bir gün önce, yani bir gün diye ifade edilen dünya bir tam tur atmadan önceki yerinde olamıyordu. Dünya böyle garip yer tayinlerinde; güneşe yakınken kış, uzakken yaz olduğunu bilsek de, anlasak da, dünya dönmüyor desek de dönüyordu, oldukça ilginç bir durumdu bu. Yüz yıl önceki astronomi bilgisi ve şuandaki bilgiler arasında devasa bir fark olsa da, dünya aynı dönüyor, milimetre oynamadan. Ya bu dünya bizim ne bildiğimizi umursamıyor ya da bizim bilmediğimiz bir şeyleri biliyor ve birebir uyguluyor.

Dünya bir günlük görevinin bir anını eda ederken girdim sınıfın kapısından ben de. Bir önceki gün nasıl girmiştim acaba kapıdan. Sağ ayakla mı sol ayakla mı? Kapıdan girerken duruş açımda bir değişiklik var mıydı acaba? Adımları aynı hızla mı attım, aynı tempoyla mı yürüdüm, neler yaptım. Kapıyı aralayıp her gün içeri girme işlemini her gün düşünmeden ve önceki günlerden bağımsız, nasıl olduğunun farkına varmadan nasıl girdim kapıdan içeri? Düşünüyorum, hatırlayamadım bile. O kadar önemsiz olamaz bu her gün yaptığım bir şey, ama hatırlamıyorum işte.

Beynimdeki kargaşaya rağmen girebildim sınıftan içeri. Sihirli çocuk filmlerinde başka bir dünyaya açılan o sihirli kapıdan girer gibi atmıştım adımımı aslında. Ama yoktu önümde bambaşka bir dünya. En azından kritik bir dönüşle içinden geçtiğim kapı büyük bir stadyuma çıkabilirdi. Koşardım hem, yeşillik. Kadir İnanır edasıyla seviyorum uleyn, derdim mesela, sırf deyim yerini bulsun diye. Yorulunca da kalenin bir direğine yaslanır etrafımı izlerdim. Kuşlar geçerdi üstümden, derin nefes alayım derdim hazır açık havadayken.

Aklımdaki canlılar koşturadursun, ben yorgun oturdum bir köşeye.  Düşünmeden oturuverdim yine. Düşünmek hep eylemi yaptıktan sonra gelirdi aklıma niyeyse. Neden oraya oturduğumu sorguluyorum, cevap yok. Dün de buraya mı oturmuştum. Aynı yere oturduysam nasıl oturmuştum, ne yana bakmıştım, nasıl durmuştum. Tam da böyle dururken ne düşünmüştüm. Niye bunları sorgulamamıştım. Sağa mı bakmıştım sola mı, kime göre sağa sola ya da? Düne göre dünya üzerinde bu oturduğum köşenin yeri ne kadar değişmişti? Dünya dönerken hiç mi etkilenmemişti burası? Nereye gidiyoruz yahu, dememiş miydi? Fizikteki o etki tepki prensibinden almış mıydı nasibini? Güneşe göre yeri değişmiş miydi peki? Güneş karşısında ne değeri olabilirdi ki buranın, küçücük bir yerdi. Peki ya benim? Var mıydı bir değerim? Gücüm kuvvetim yok gibi sanki.

Kolay değildi dünya dönüyor, her şey kımıldıyor, insanların umurunda olmuyor, insan aklındaki susturamıyor, yaşadığı yeri algılamıyor, ne yana bakacağını şaşırıyor, sağ sol birbirine giriyor, akıl hiçbir şeyi almıyordu. Sağ ve sol. Ne yana bakmalı? Ne tarafa dönüp oturmalı? Uyurken bedeni hangi yöne çevirmeli? Ya kalp? Soldaydı o da sahi, bedende. Öyle konulmuş, yeri orasıydı. Kalp sağ ya da sol ne tarafa meyletmeli, atıp durmalı mı durduğu yerde? Bir kıble mi edinmeli yoksa?..

Eğdim başımı önüme. Sağdan soldan ve aklımdakilerden kurtulayım, açtım gözümü. Sıra diyorlar hani, kitapların konulduğu yere baktım. Buğuluydu görüntü, seçemedim önce tam. Aklımdakileri savurduğum an bir cümle ilişti gözüme:

Ey siyah yapı! Özüm ömrümce, durdum önünde.

Usul kaldı cümleler, yazılana itaat etti. Döndü Kabe’ye duaya buyurdu:

Ya mugallibel gulub! Sebbit kalbi ala dinik
Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, benim kalbimi senin dinin üzere sabit kıl. Amin

kübranur ayar


3 yorum:

  1. çok güzel bir yazı, ellerinize sağlık. sizin yazdıklarınızda kendimi buluyorum, hayatına anlamını bulmama yardımcı oluyorsunuz. diğer yazılarınızı da sabırsızlıkla bekliyorum. başarılar

    YanıtlayınSil
  2. basitsadepiyade30 Ocak 2011 02:18

    şahsım adına beğenmedim,çok daha iyi bir potansiyele sahip olduğunu eski yazılarından görebiliyoruz bunu biraz yalın ve sade buldum.
    derler ki iyi ressam tablosunda seni orada yaşatır.Bizi yaşat,öldürme:)

    YanıtlayınSil
  3. ilk kez okuyorum...önceki yazılarınla mukayese edemeyeceğim elbette...ama öncekileri de okuyacağımdan emin olabilirsin... yazılanlar sade ve yalın ve anlaşılır...diğer yazılarında buluşmak temennisiyle...

    YanıtlayınSil

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.