Nerede O Eski Ramazanlar



Bu cümleyle başlayan sohbetlere çok şahit oluyoruz. Hele ki içinde bulunduğumuz ramazan ayında.
Geçmişe, eski ramazanlara bir hasret var. Anılınca bir iç çekiş. Nedir peki herkese bu kadar özlemle geçmişi yâd ettiren ve nedir eski ramazanların şimdiden farkı? Değişen mekânlar mı, zamanlar mı, dünyamı? Yoksa sadece insan mı değişiyor.


Eski ramazanlar denilince hatırlanan; orta oyun, hacivat karagöz, temsil gibi ramazan eğlenceleri ya da pide kuyrukları, büyük iftar sofraları, birririnden lezzetli yöresel yemekler, eş dost akraba hep birlikte sahurlar, iftarlar, teravihler, sohbetler mi? Daha çok şey sayılabilir ama bunlardan öte hergeçengün uzaklaştığımız ve köhneleşen başka bir yanımız var oda maneviyatımız.
Maddi tarafımız yani hiç bitmeyen ve her gün yenisi eklenen ihtiyaçlar ve ihtiyaç olarak gördüğümüz her şey. Birde onları elde etmek, konforlu bir yaşam ve istediklerimize sahip olamama korkusu içinde bütün benliğimizle bu uğurda didinmememiz. O kadar kendimizi kaptırmışız ki ihtiras treninin bir vagonu olduğumuzun bile farkına varamamışız. Lokomotif nereye giderse sualsiz takipteyiz. Geriye dönüp bile bakamıyoruz geçmişin mütealası için ona bile zaman yok. Ve en önemlisi özbenliğimizin ihtiyacı, ruhumuzun besin kaynağı maneviyatımızdan vazgeçmeye hazırlanıyoruz ya da daha o yoldayız.
Daha ramazan gelmeden tek düşünüp endişelendiğimiz; sıcak havalarda bu kadar saat nasıl aç ve susuz kalırız.''Hadi açlık neyse ama susuzluk çok zor be hemşerim''sesleri çokça yükseldi aramızdan.
Oysaki ramazanı, dinimizin gereği olan farz ibadet doğrusundan çıkarıp; ananevi, kültürel bir faaliyet ve bir dönem yakıştırmasını benimsemeye başlamasaydık; ramazanı bir mükâfat ayı olarak görebilseydik inanın ki ilk düşündüğümüz açlık ve susuzluk endişesi olmayacaktı.
Ramazan neler katabilir bize nedir maneviyatımıza faideleri dersek;
Ramazan öncelikle elimizde olan nimetlerin kadrini hatırlatır bize. Alışagelmiş olduğumuz yokluğunu bile tahayyül edemediğimiz nimetler.
''Hava gibi su gibi''deyimini kullanırız ya aslında onlarında bir nimet olduğunu hatırlatır bize.
Sabretmeyi öğretir ki şu dünya hayatında sabır en gereksinim duyduğumuz meziyetlerden birisi.
İrademize hâkim olmayı, kanaati yani elimizdekiyle yetinmeyi sahip olamadığımız şeylerden dolayı hayatı kendimize zehir etmemeyi öğretir.
Ve metaneti öğretir. Yine oruç vesilesiyle yoksulların hallerini düşünüp, merhamet ve şefkat hislerimizi geliştirir. Şimdilerde çokça söylenen ''acıma acınacak halde olursun sözünü çürütüp,''Merhamet edin ki merhamet olunasınız''hadisini yaşatır.
Bu yönleriyle ramazan toplum arasında menfi olan kin, hased, vurdumduymazlık, kendini beğenmişlik duygularını bertaraf eder.
Sayılan bu faideleriyle birlikte ramazan sabahtan akşama aç kalma hadisesi değildir. Kimsenin zoruyla yapamayacağımız orucu bizi yaratan Rabbimizin;''Ey iman edenler! Sizden önceki ümmetlere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç tutmak farz kılındı. Olur ki bu sayede takvaya erersiniz''(Bakara-183) ayetindeki emriyle, gönül rızasıyla yapmamızdır.
Kulluğumuzun acziyetimizin kabulüdür bir nevi ramazan. Hidayet rehberimiz Kuran-ı Kerim ramazan ayında indirildi Peygamber efendimize. Bu ayın bir hikmetide insanların vahiyle tanışmasının başlangıcıdır.
Bu sebeptendir ki Ramazan ayı Kuran'a vakıf olma O'nunla hemhal olma ayıdır aynı zamanda. Lafzıyla ve özellikle manasıyla daha çok meşgul olduğumuz zaman dilimi yine Ramazan ayıdır.
Yine başa dönecek olursak nerde o eski ramazanlar cümlesinde saklı nerde maneviyatımız, kulluğumuz, kaybettiğimiz değerlerimiz dememek için şimdiye bakalım ve şuan ki ramazandan en iyi şekilde istifade ve ihya edelim. Bedenimiz aç kalırken ruhumuzu doyurmayı başaralım, Ramazanın güzelliklerine ve sevabına nail olalım inşallah.
''Kim Allah yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar''Hadis-iŞerif(Tirmizi)


sueda candar


6 yorum:

  1. Sueda Hanım yazınızı beğeniyle okudum. Ramazan ayının önemini ve nasıl değerlendirmemiz gerektiğini çok güzel ifade etmişsiniz. Yazılarınızın devamını bekliyor saygılarımı sunuyorum.

    YanıtlayınSil
  2. selamünaleyküm:ramazana nasıl bakmamız gerektini çok güzel.yalın ifade etmişsiniz.tebrik eder,cümlemizin ramazandan hakkıyle istifade etmemizi dilerim.m.yavuz

    YanıtlayınSil
  3. Allah razı olsun çok güzel ifade etmiş yönelmemiz gereken yönleri bize bir kere daha hatırlatmışsınız.inşaallah bizde bu dediklerinize vakıf oluruz.Orucumuzu sadece bedenen değil ruhumuzun her zerresiyle tutmayı mevla cümlemize nasip eder inş.

    YanıtlayınSil
  4. İftar: Ramazan ayında yenen akşam yemeği
    DEĞİLDİR. Oruç tutanların oruçlarını açtıkları yemektir. Günümüzde Ramazan'ı, iftarı sadece gelenek olarak görenlere çok güzel bir hatırlatma olmuş yazınız. tebrik ediyorum

    YanıtlayınSil
  5. Sueda Hanım, bu güzel yazı ile hiç unutmamamız gereken önemli gerçekleri tekrardan hatırlattığınız için teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil
  6. "Sabretmeyi öğretir ki şu dünya hayatında sabır en gereksinim duyduğumuz meziyetlerden birisi.
    İrademize hâkim olmayı, kanaati yani elimizdekiyle yetinmeyi sahip olamadığımız şeylerden dolayı hayatı kendimize zehir etmemeyi öğretir."
    çok önemli bu hususları hatırlattığınız için teşekkürler süeda hanım

    YanıtlayınSil

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.