Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Kendi dillerince tesbihe başlar
Tevhid eder dağlar taşlar ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
(Sultan III.Murad)
Bugün bir kuşa bakarken o kadar
çok şey geçti ki aklımdan en sonunda bu yazıyı yazıp rahatlamaya karar verdim.
Yazmak da bir rahatlama biçimi çünkü. Hatta konuşmadan daha etkili, daha
dinlendirici(konuşmak da dinlendirir mi demeyin, konuşana ve hakkında konuşulana
bağlı olarak değişir bu)
Kuşları düşünün, binbir çeşit
türü var değil mi? Biz o zaman sadece serçeyi düşünelim. Yılların eskitemediği
mini mini bir kuş ezgisindeki kuşu hep serçe olarak düşünmüşümdür. Pencerede
bir onun donabileceğini düşündüğümden mi, çocuk hafızamda sadece serçeyi kuş
olarak bildiğimden mi bilmem.
İşyerimin penceresine bir serçe
kondu ve ben maziye gidip mini mini bir kuşu söyledim yine… Her ne kadar
donacak bir hava olmasa da, söyledim. Onu içeriye cik cik ötsün diye almadım.
Artık büyümüştüm ve onu gönlüme aldım. Bir duruşu vardı pencerede görmeniz
gerek. Kuş deyip geçmeyin. Öyle kendinden emin, öyle tevekkül etmiş, öyle
inanmış bir hali vardı ki ben insanlığımdan utandım. Nimeti verenin kim
olduğunu bildiği hareketlerinden de belliydi. Huzurluydu sanki, en azından ben
öyle gördüm. Nasıl anladın derseniz cevap veremem ama öyle hissettim.
“Alemlerin Rabbi acaba bugün neren gönderecek rızkımı diye düşünüyordu belki. Rızkın
geleceğinden emin, gönderenin kim olduğunu da biliyor ama vasıtayı merak ediyor
işte. Kuş deyip geçmeyin, kuşlar da merak eder.
Sonra kuşu ve kendimi düşünmeye
başladım ayrı ayrı…
Fikir
Kuş beyinli diye argoda karşı
tarafı aşağılamak için kullandığımız ifadeyi düşündüm önce. Sanırım burada
vurgulanmak istenen şey beynin küçüklüğü ile çalışması arasında doğru bir
orantı kurup muhatabın beyninin küçüklüğünü dolayısıyla akletme kabiliyetinin
de azlığını vurgulamak. Halbuki beynin büyüklüğü ile etkinliği arasında birebir
ilişki kuran bilimsel bir çalışma hatırlamıyorum. Hatırladığım beyindeki
kıvrımların artmasıyla zekanın da arttığı. Ama büyük bir beyinde kıvrım az
olabileceği gibi küçük bir beyinde çok olabilir. Diyeceğim o ki beynimizin
büyüklüğüne aldanmayalım. Bir serçe bile bizden daha akıllı olabilir. Evet
fikir demiştim değil mi? Kuş fikredebilir mi? İlkokuldan itibaren hayvanların
düşünme kabiliyetlerinin olmadığı sadece içgüdüleriyle hareket ettikleri
öğretildi bize, ama hiç sorgulamadık, ya bunlar da düşünebiliyorlarsa diye. Ben
şu an pencerede duran kuşun tefekkür ettiğini düşünüyorum. Çoğumuzun yapmadığı
tefekkürü kuş yapıyor ve Yaradıcısının nimetini bugün de kesinlikle göndereceğini
düşünüyor. Dedim ki; ey serçe keşke senin gibi fikredebilsem!...
Zikir
Kalpler ancak Allah’ı anmakla
huzur bulur ilahi uyarısına rağmen günümüz insanı huzuru ya maddede ya da
kendine aşk süsü vermiş şehvette arıyor. Bulamıyor ve antidepresanlarla tablet
mutluluklar, unutuşlar alıyor kendisine. Dünyadaki antidepresan kullanım oranı her
yıl ciddi anlamda artıyormuş. Neyse ki Allah’tan bu konuda da Avrupa’nın
gerisindeyiz. Bir serçe kadar yapamasak da, kalbimizle değil dilimizle söylesek
de “inşallahlarımız, maşallahlarımız” bizi yine bir yere kadar koruyor demek
ki. İnşallah da maşallah da zikirdir özünde yalnız çoğumuz biraz da alışageldik
bir kalıp olarak kullanırız bu zikir sözcüklerini. Burada zikirden kastım
Allah’ı anma. Tasavvufi anlamda zikirden bahsetmiyorum. Esma-ül Hüsnadan
da…Baktım ki serçe kafasını bir sağa bir sola çevirerek bir şeyler
mırıldanıyor. Dedim ki ey serçe, dediklerini bana da öğretsen...
Şükür
Serçe o kadar emin ki nimetin
geleceğinden insanoğlunun sahip olduğu onca nimete elhamdülillah demeyişine
rağmen o daha nimet gelmeden hamdediyor. Gözüm(üz) genelde yukarılara dikili
olduğundan neye sahip olsak, elde ettiklerimizi aşağıya atıp henüz elimizde
olmayanları yukarı konumlandırıyoruz. Gözlerimiz yerine ellerimiz ve gönlümüz
yukarıya baksa keşke. Serçe yapıyor bunu. Önce sağa-sola hafif hafif başını
çeviren serçe sonra başını yukarıya kaldırıyor ve yine bir şeyler mırıldanıyor.
Duyuyor gibi oluyorum ama tam o sırada
cep telefonum çalıyor ve penceremdeki serçe birden havalanıyor. Telefonun
sesini duyması imkansız, pencere kapalı çünkü. Telefonun sesinden değil de benim
tamamen ona yönelmiş olan ilgimin bir anda telefona yönelmesinden havalanıyor
belki de. Araksından bağırıyorum, diyorum ki; “ey serçe, kafanı yukarı
kaldırırken neler söyledin, bana da söyler misin?” Dedi ki “sen de mi seherde
yatanlardansın?”
aziz kağan güneş

3 comments
Yorum Gönder
Yorum Kuralları:
1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.
2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.
3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.
4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.