The Hurt Locker-Ölümcül Tuzak-


Vahşi Amerikan Gambiti: “Tükür ve Kanı Sil!”

6 Oscar Ödüllü Ismarlama Film; The Hurt Locker-Ölümcül Tuzak-


“Savaşma arzusu güçlü ve ölümcül bir hastalıktır. Savaş bir uyuşturucudur.”

Film, New York Times’in Pulitzer ödüllü muhabiri Christopher Lynn Hedges’in bu ifadeleri ile başlıyor. Filmi izledikten sonra bu girişin, büyük aldatma operasyonunun bir parçası olduğunu anlıyorsunuz. Film, Amerikan gençliğinin askere gitmeden önce birbirlerini motive etmek için kullandıkları sloganlarla dolu: “Iraktaysak, öldük demektir.”

New York Times’in Pulitzer ödüllü muhabiri (Colgate Üniversitesi, Edebiyat fakültesi ve Harvard İlahiyat Fakültesi mezunu) Christopher Lynn Hedges, Amerika'nın liberal vaatlerinin altında gizli bir faşizm özlemi olduğunu belirtiyor:

“Şiddetin dili her daim şiddeti çağırır. Latin Amerika’dan Balkanlara kadar her savaşta izledim bunu. İşçi sınıfının fakirleştirilmesi, ümidin ve fırsatın yok edilmesi ölmeye ve öldürmeye hazır kızgın bir güruh üretir. Zengin ve mücrimler karşısında güçsüz olan müflis, liberal seçkinler iktisâdi çöküş zamanlarında, kalabalıkların tutkularına oynamak üzere demagogların ve çetelerin ortaya çıkmasından evvel bir tarafa atılırlar. Bu oyunu izlemiştim. Nasıl sona erdiğini de biliyorum. Başka ülkelerde başka dillerde de dinledim. O aynı tiplemeleri, soytarıları, şarlatanları ve aptalları, kafası karışmış kalabalıkları ve yol açtığı nefreti hak eden o aynı iktidarsız ve aşağılık liberal sınıfı tanıyorum.”

Hedges ne derse desin, film onu kullanmaktan çekinmemiş. Bir bomba imha ekibinin, daha doğrusu ekibin deneyimli Kıdemli Çavuşu ‘en uzman’ı James’in 40 günlük görev günlüğünden başka bir şey değil. Oldukça sıkıcı…Bomba imha işi onun için de sıradan Iraklılar için de. Bomba imha uzmanları çalışırken insanlar evlerin balkonlarından, damlarından sıradan bir şeymiş gibi olanları izliyorlar.

Film benzer Hollywood filmlerini izleyenler için Oscarlık hiçbir özellik taşımıyor. Yapımcılığnı, yazarlığını ve yönetmenliğini Paul Haggis'in yaptığı, oyuncu kadrosunda Tommy Lee Jones, Susan Sarandon, ve Charlize Theron olan ‘Tanrı’nın Vadisi’nde’ (İn the Valley of Elah 2007), Senaryosunu William Monahan’un, David Ignatius’un kitabından uyarladığı Ridley Scott’ın, Leonardo DiCaprio, Vince Colosimo, Russell Crowe, Mark Strong, Carice van Houten gibi usta oyuncuların oynadığı ‘Yalanlar Üstüne’(Body Of Lies, 2008), Brian De Palma’nın yazıp, yönettiği ve Patrick Carroll, Daniel Stewart Sherman, Ty Jones ile Izzy Diaz’in oynadığı “Örtülü Gerçek” (Redacted, 2008) ve benzeri filmlerin bileşimi olan sıradan ve sıkıcı bir film. Ve onlarla neredeyse aynı dönemde çekilmiş. Sanki; özel bir stratejinin ürünleri olarak ardı ardına sinema salonlarını ve izleyiciyi, küresel psikolojiyi dikkate alarak çekilmiş bir film.

Kameranın ani ve kısa zoomları da, bomba imha uzmanının kaskının içinde yankılanan nefes alış verişleri de alınan ödülün saçma olduğunu gösterecek kadar sıradan. Film’de bazı eleştiriler var, fakat ABD’li savaş senaristlerini incitmeyecek bir şekilde.

Afganistan’da çalışmış ve mazisinde 873 imha edilmiş bomba bulunan yeni uzman Kıdemli çavuş James’in yere yatırılan taksici için, “Şu ana kadar isyancı değilse bile şu andan sonra öyle.” Derken sadece bazı uygulama hatalarını anlatan teknik bir eleman gibi davranıyor. Bir de BM binasının güvenliğinden sorumlu komutan hafif yaralı halde yakalanan aracın şoförü için, “Yarası hafif, komutanım; kurtulabilir” diye bilgi veren askere “Adam kurtulamayacak” diyerek imalı bir şekilde ölüm emrini veriyor. Yani Amerika işgal ettiği için suçlu değil, sadece beceriksiz birileri yüzünden hepsi kötü görünüyorlar..

Diğer Irak filmlerinde sık rastlanan fondaki ezan ve Kur’an sesleri de esaslı bir çaba gerektirmemiş; tıpkı basım. Bomba imha uzmanı çalışırken fonda Kur’an okunuyor. Asker: “Irak sokaklarında bir ceset olmak” tan bahsediyor.

Filmin gerçeğe en yakın yerlerinden biri de ilginç... BM binasının önüne park edilen araçta bomba olduğunu söyleyen Iraklı güvenlik görevlisine “Baktın mı?” diye soruyor uzman, şaşkınlıkla cevap veriyor güvenlik görevlisi: ”Hayır!”, diyor; “Yanlış yere park etmiş ve bagajı çökmüş.” Iraklıların tamamı neredeyse patlayıcılar ve şüpheli davranışlar konusunda uzmanlaşmış.

Bir süre önce internette yayınlanan ıraklı direnişçilerin keskin nişancılarla yaptıkları suikastlerin görüntülerinin öyküsü de filme dâhil edilmiş. Bomba imha ekibi çalışırken damlardan birinin üstünde bir Iraklı olanları kameraya kaydediyor, minarenin şerefesinde olan biteni izler gibi görünen üç kişi, bomba imha edilirken kamera kaydı yapan Iraklıya artık çekme şeklinde işaretlerde bulunuyorlar... Görüntü almaya çalışan Iraklıyı gören imha ekibi, internette meşhur olmaktan bahsediyor.

Amerikan işgal ordularının başka bir ekip sorunu daha çözümlenmek isteniyor filmde. Birbirini öldüren Amerikalı askerlerin nedenlerini Amerikan yararına irdeliyor film ve işgal gücündeki askerlere talimat veriyor. Yeni uzman James’in kurallara aykırı bir şekilde bomba imha çalışmalarında bulunması üç kişilik ekibin liderini dengesiz bir ruh haline sokuyor, başka bir imha operasyonunda, James’i öldürmeyi düşündüğünü diğer ekip arkadaşına ima ederek onun fikrini soruyor. Arkadaşı da onu öldürmeyi düşünüp düşünmediğinden emin olmak için ısrarlı sorular soruyor ve güç bela onu fikrinden caydırıyor.

Büyük eleştirinin olduğu tek yer vahşi ödül avcılarının konu edinildiği yer. The Hurt Locker, Blackwater katillerinden bahsetmiyor bile; yine Amerika’yı aklayıp İngilizleri sürüyor eleştiri oklarının önüne. Pound’dan bahsediyor ödül avcısı, dolardan değil… Ödül avcılarının iskambil kâğıtlarına resmi basılan iki kişiyi yakaladıkları bir ortama çağrılan bomba imha ekibi ve ödül avcıları Iraklılar tarafından saldırıya uğruyorlar. Saldırı anında kaçmaya başlayan iki esiri, kazanacağı 500 bin paundu kaybedeceği endişesiyle öldüren ödül acısı, keskin nişancılar tarafından öldürülüyor.

Filmin en etkili sahnesi bu baskın sırasında yaşanıyor. Cephanesi azalan ekip, öldürülen ödül avcısının şarjörünü kullanırken silah tutukluluk yapıyor, ödül avcısının kanı mermilerin birbirine yapışmasına neden olduğu için temizlenmesini emrediyor Çavuş James, şoka girmiş bulunan diğer asker’e: “Tükür ve kanı sil” diye emrediyor. Asker tükürerek mermilerdeki kanları siliyor ve keskin nişancıya veriyor.

Uzunca bir süre uzaktaki bir evde konumlanmış direnişçilerle karşılıklı keskin atışlar yapıyorlar. İzleyici, atışların başarılı olmasına konsantre ediliyor. Eğer yönetmenin tuzağına kapıldıysanız bir an önce Iraklıların öldürülmesini istiyorsunuz. Çavuş James güneşten ve susuzluktan kavrulan keskin nişancı ekip liderine kalan tek meyve suyunu ikram ediyor, kendisinden habersiz kendisini öldürmeyi planlayan ekip komutanını suçluluk duygusu ile baş başa bırakıyor.

Çavuş James tipik ideal bir Amerikan kahramanı, korkusuz ve merhametli; eşini dul bırakmamak için ondan boşanmış, buna rağmen eşinin birlikte yaşadıkları evi ve oğlunu terk etmemesini ‘vefa’ olarak değerlendirip diğer Amerikan askerlerinin eşlerine ya da sevgililerine ideal asker eşi modeli gösteriyor… Çavuş, imha ettiği ateşleme düzeneklerinin koleksiyonuna bakarken de müthiş insancıl bir portre çiziyor: ”Birini öldürebilecek bir şeyi eline almak” diyerek, koleksiyonun içinden zincire takılmış evlilik yüzüğünü kendisine gösteren arkadaşına, evliliğin de birini öldürebilecek bir neden olduğunu söylüyor. ‘Eşini ve çocuğunu unutarak savaşmak gerektiğini’ öğütlüyor, filmin sonunda 40 günlük görev süresi sona erdikten sonra evine dönen James, daha fazla bomba imha uzmanına ihtiyaç var diyerek, 365 günlük yeni görevine dönerken de bu öğüdüne uygun davranıyor. Bu öğüt aslında savaştan kaçan Amerikalı askerlerin tümüne yönelik.

Yine başka bir operasyonda Iraklı muhbirler tarafından yapılan bir ihbarla, bir binaya giren ekip, karnı baştanbaşa yarılarak bomba yerleştirilmiş bir çocuk cesedi ile karşılaşıyorlar. ‘Muhbir Iraklı’ koşullanmasına, ‘çocuk katili Iraklı’ iftirası iliştiriliyor, cesedi ve cesedin karnındaki bombayı, cesedin üzerine patlayıcı yerleştirerek imha etmeyi planlayan James, dayanamıyor ve hayatını riske ederek, cesedin karnını yarıyor, bombayı çıkarıyor ve cesedi Iraklılara teslim ederek merhametli olduğunu gösteriyor. Hemen sonra, operasyon esnasında zarar görmemeleri için Iraklıları olay mahallinden uzaklaştırmaya çalışan Psikiyatrist Albay(Psikolojik deste alan ekibin üçüncü askeri, Psikiyatrist Albay’ın tavsiyelerine sahaya inmesini tavsiye ederek cevap verdikten hemen sonra, Albay ekiple birlikte operasyona katılmıştı), bırakılan başka bir bomba ile parçalanarak ölüyor.

James, bomba düzeneklerinin ve kullanılan patlayıcıların ABD-CIA orijinli olduğunu görünce kendi çapında bir araştırmaya giriyor. Filmin tek çarpıcı yönü bu, ancak yeni bir şey değil. Yalanlar Üstüne adlı film neredeyse tamamen bu gerçeği deforme etmek üzerine kurgulanmıştı.

Yönetmenin kadın olmasından kaynaklanan bir absurdlükten ya da savaşın kanıksanmış olmasından kaynaklandığı belli olmayan bir sahne var. İntihar komandosunun, ”Beni kurtarın!” diye bağırmasına dayanamayan James’in, onu kurtarmak için çabalaması, ancak başaramayacağını anlayınca hızla uzaklaşmaya çalıştığı anda patlayan bomba ile baygınlık geçirirken gökte gördüğü uçurtma… Bombalar patlarken ergen bir çocuk damda uçurtma uçuruyor…Hollywood’un Oscar verebilmesi için ürettiği minik bir ayak oyunu daha…
Yaklaşan gerçek saklanamıyor; ABD kendi çöküşünü hazırlamaya devam ediyor. Chris Hedges devam ediyor yazısına:

“Amerika’nın çözülüşü, Yugoslavya’nın çözülüşünü yansıtmaktadır. Balkan savaşına yol açan şey kadim etnik nefret değildi. Yugoslavya’nın ekonomik çöküşü yol açmıştı. İktidara gelen adi suçlular ve kundakçılar, işsiz ve çaresiz olanların öfke ve yeisini artırdılar. Hırvatlardan Müslümanlara, Arnavutlardan çingenelere kadar uygun günah keçileri belirlediler. Savaşa ve kendini kurban etmeye varan bir taşkınlığın tasmalarını çözecek [toplumsal-siyasi] hareketleri devinime geçirdiler. Savaştan önce Sarajevo’da kendisiyle dalga geçilen maskara şâir Radovan Karadziç ile Glenn Beck veya Sarah palin arasında fark yok. Oath Keepers ile Sırp milisler arasında fark yok. Bu insanlara gülebiliriz ama aptal olanlar onlar değil bizleriz.”

Hedges acımasız gerçeği anketlerle destekliyordu: “NBC News/Wall Street Journal anketine göre Amerikalıların yüzde 61’i ülkenin çöküşte olduğuna inanıyor, ki haklılar.”derken korktuğu gelecek onu şöyle konuşturmaktaydı:

“Denetim altına alınmadığı takdirde radikal İslama karşı nefret, Müslümanlara karşı nefrete dönüşecek. Kaçak işçilere duyulan nefret, Meksikalılara ve Orta Amerikalılara duyulacak. Amerikalı vatanperverlerin, beyaz hareketin tanımlamadığı nefret, Afro-Amerikalılara duyulan nefret olacak. Liberallere karşı duyulan nefret üniversitelerden devlet kurumlarına ve basına kadar tüm demokratik kurumlara karşı nefret olarak tezahür edecek. Sürüp giden acziyet ve ödlekliğimiz, bu öfkeyi dile getirmeyi ve Demokratlara-Cumhuriyetçilere açıkça karşı çıkmayı reddedişimiz, terör ve kan çağı adına bir kenara atılmamıza yol açacaktır.“

Amerika yine Hollywood’a: “Mermilere bulanmış Amerikalıların kanlarını filmlerle temizle, Amerikalıları tekrar Afganistan’a, Irak’a ve Pakistan’a savaşa gönderebilelim.“ diye emrederken hiç hak etmediği halde filmi 6 dalda Oscar ile ödüllendirerek The Hurt Locker ile propaganda yapıyor; Amerikalıların daha fazla savaş için ne yapmaları gerektiğini öğütlüyor. Bunu yaparken de savaş karşıtı isimlerin popülaritelerini kullanma becerisini kusursuz bir şekilde organize edebiliyor.

Teknik Bilgiler: 2 Ekim 2009’da gösterime giren film ilk kez 65. Venedik Film Festivalinde seyirciyle buluştu. Film SIGNIS ödülü dahil birçok ödüle layık görüldü. 82. Oscar ödüllerinde zafer, gösterildiği 9 daldan 6'sında Oscar kazanan "The Hurt Locker' filminin oldu.(8 Mart 2010) 2010 Oscar ödülleri Los Angeles Hollywood Kodak Sineması'nda düzenlenen törenle dağıtıldı. Irak'taki savaşı konu edinen The Hurt Locker, en iyi film, yönetmeni Kathryn Bigelow en iyi yönetmen Oscarı ödüllerini kazandı. Bigelow'un filmi, ''En iyi kurgu'', ''En iyi özgün senaryo'', ''En iyi ses kurgusu'' ve ''En iyi ses miksajı'' ödüllerini de topladı.Yönetmen: Kathryn Bigelow , Senaryo : Mark Boal ,Görüntü Yönetmeni : Barry Ackroyd ,Müzik : Marco Beltrami , Buck Sanders, Yapım : 2008, ABD , 130 dk. Oyuncular: Jeremy Renner (William James) , Anthony Mackie (JT Sanborn) , Brian Geraghty (Owen Eldridge) , Guy Pearce (Matt Thompson), Ralph Fiennes (Ekip Lideri) , David Morse (Albay Reed)

Christopher Lynn Hedges'in makalesinin tamamı:

faruk tamer


Yorum Gönderme

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.