Okundukça Bitmeyen Kitap


İnsan uzun süre roman, hikâye, deneme tarzı kitaplar okuyunca içeriği ve üslubu farklı kitaplar okumak istiyor. Üç sene önce, ramazan bayramının ikinci günü idi. Farklı bir kitap bulma ihtiyacıyla her zaman gittiğim kitapçıda dolaşıyordum ben de. Bir müddet raflara göz gezdirdim, gözüme çarpan bir kitap olmamıştı. Kitapçıdan çıkmak üzereyken ‘Anka’ kitabının kapağı ilgimi çekti, elime alıp incelemeye başladım.




Yazarın adını daha önce duymamıştım. Anka, ölümsüzlük demekti, onu biliyordum. Kapaktaki resmin de muhtemelen anka kuşu olduğunu. İlk sayfasını açtığımda arada sıkışmış, sayfaya yapışmış kelebeğe benzer bir leke gördüm.  Dikkatle baktığımda araya sıkışıp ezilmiş gerçekten bir kelebek olduğunu fark ettim. İlginç olan, kelebeğin oluşturduğu lekenin, kitabın kapağındaki anka kuşu resmine benzemesiydi.

Bu benzerlik hoşuma gitti tabi. Kitapçıya gösterdiğimde şakayla karışık: “bu sana bir işaret olmalı, al oku çok şey kazanırsın. ben de okuyacaktım ama vakit bulamadım” dedi. İncelemeye devam ettim kitabı, ilk paragrafı okuyayım dedim. İlk cümlesi şöyleydi kitabın “ramazan bayramının ikinci günü idi…” Bunca tevafuk yeter dedim, aldım kitabı. Gayretle okumaya başladım.

Normal boyutlarda bir kitap en fazla bir haftada biter ama Anka iki haftaya zor bitti. Bir cümle okuyup saatlerce düşündüğüm oldu. Kitabı okudukça bende oluşan durgunluk ve dinginliği görünce arkadaşlar da okumak istedi kitabı. Boşverin dedim, kolay sindirilmez bu kitap. Biraz kıskançlıktan biraz da paylaşmaya kıyamamaktan Anka’yı okutmadım pek kimseye.

Kitap sonunda bitti ama ben de bittim. Ne hayatlar varmış, imanıyla yanan ne canlar varmış, biz bu hayatın neresindeyiz diye sorup durdum kendime. Kitapta en etkilendiğim cümle ise, her sokağa çıkışımda aklıma gelen “Sen'den bu kadar uzaklaşmış bi sokakta yürürken, Sana nasıl yaklaşacağım?” sorusu oldu. Bir de bir dua: Allah'ım insanları Sen'in görmek istediğin gibi göster bana.

Böylelikle Sadık Yalsızuçanlar ve kitaplarıyla tanışmış oldum. Anka kitabı Niyazi Mısri’yi anlatıyor. Bilgelerin hayatını anlatan başka kitapları da var yazarın. Cam ve Elmas, Ebul Hasan Harkani’yi; Gezgin, Muhyiddin Arabi’yi; son olarak çıkan Dem kitabı da Bediüzzaman Said Nursi’yi anlatıyor. Bu kitapları okudukça insan hem bilgelerin hayatlarını öğreniyor hem de kitapta kendinden izler bulup bilgece yaşamaya niyetlenebiliyor. Kitapların bir ortak yönü de bahsedilen mürşidi kitapta araştıran ve hayatında temel sorunları olan bir ana karakterinin daha olması. Kusursuz işleyen, sonu Yaratan’a çıkan, her anı tefekkür olan bilgelerin hayatının yanına, günümüzden bir insanın da bahsinin geçiyor olması, kitaplardaki bağlayıcı noktalardan biri.

Örneğin, Anka’da modern hayatın karmaşası içinde bunalmış Mehmet karakteri var. Niyazi Mısri hakkında tez hazırlamaya çalışmaktadır Mehmet. Henüz araştırmaya başlamıştır ki bilgenin peşine takılır, mürşidin ayak izlerini takip ederek sayfalara sığdıramayacağı manalara ulaşır. Mehmet’in ruhunda, Niyazi Mısri’nin yeryüzünde çıktığı bu kutlu yolculuğa yazar, Anka kitabı ile okuyucuları da davet ediyor.

Üzerinden epey vakit geçmesine rağmen Anka kitabı diğerlerinden fazla kalmış zihnimde. Edebiyatın ve tasavvufun kapılarını bana aralayan, kutlu yolculuklara kıyısından köşesinden dahil eden ilk kitap olduğu için belki de. Yazarı kitap ve dergilerden takip ettim uzun süre. Güncel olaylardan bahsederken sinemaya atıfta bulunmak, sanatçıların bahsi geçerken birden tasavvufa sözü getirmek yazılarına ayrı bir aktiflik katıyor. Daha sonra Sadık Yalsızuçanlar’ın sinema, rüya, hayat üzerine yazdığı denemelerden oluşan Rüya Sineması kitabını okudum. Kitap çok önceden basıldığı için kitapçılarda bulamamıştım, Beyazıd Cami yanındaki sahaflardan alabildim ve okuduğuma değdi elbette. O güne kadar televizyona boş gözlerle baktığımı düşündüm ve bu kitapla bana sinemanın da ibret sahnesi açılmış oldu.

Geçen hafta Kocatepe Kitap Fuarında imza gününde kendisi ile görüşme imkanım oldu. Üç gün sonra Beyazıd Kitap Fuarında bu kez ailem ile gittim yanına. Beyazıd’da sağolsun, topluca fotoğrafımızı çeken güler yüzlü bir hanım vardı. Ertesi gün kendisinin, yazarın avukatı olduğunu öğrendim. Handan Hanım’la tanışmış olduk böylece, Kalemşah’a davet etti beni.

Yazdığım her yazıda emeği ve payı olduğunu düşündüğüm Sadık Yalsızuçanlar’ı anlatarak merhaba demek istedim Kalemşah yazar ve okuyucularına.  Handan Hanım’a da teşekkür etmiş oldum böylece. Yazarı daha iyi tanımak için Handan Hanım’ın kendisi ile yaptığı röportaj okunmalıdır. Ben sadece bir yazarı ‘kendimce’ anlatmaya çalıştım.

 Daha çok yazılarda görüşmek dileğiyle.

kübranur ayar


3 yorum:

  1. tolga demirel7 Eylül 2010 22:38

    bir kitap ve yazarı sade bir dille olmasına rağmen,derinlikle ancak böyle güzel anlatılır sanırım..kitabı okumayanlar için içlerinde oluşacak merak duygusu kitabı temin edip okuma isteklerini tetikleyecektir..

    "Sen'den bu kadar uzaklaşmış bi sokakta yürürken, Sana nasıl yaklaşacağım"...en vurucu kısım..

    güzel yazınız için teşekkürler..

    YanıtlayınSil
  2. güzel bir yazı olmuş teşekkürler kübra hanım sizin aramızda olmanızdan mutluluk duyuyoruz:))

    YanıtlayınSil
  3. teşekkür ederim yazardan da yararlanarak daha güzel yazılar yazmayı diliyorum. sağolun:)

    YanıtlayınSil

Yorum Kuralları:

1- Yaptığınız yorumun hakaret içermemesine dikkat ediniz.

2- Yayınlanacak yorumlarınızın yazı ile alakalı olmasına özen gösteriniz.

3- Yazım ve dilbigisi kurallarına dikkat ediniz.

4- Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, yorumunuz yayınlanmayabilir.